25 Şubat 2011 Cuma

Yeni blog heyecanı...

Merhaba dostlarım,
Beni tanıyanlar biliyorlar ama tanımayanlar için buradan da açıklamak istedim. Yeni bir blog açtım. Konusu Yaratıcı Drama olacak. Ben tesadüfen oğlumun okulunda bir derse katılarak keşfettim ve çok istekli bir şekilde devam ediyorum. Kursumda gördüklerimi, duyduklarımı, aklımda kalanları da bu blog aracılığıyla paylaşmaya karar verdim. Eğer merak ederseniz tıklayın.

23 Şubat 2011 Çarşamba

El bebek gül bebek yap(ma)

Bu gün sabah da her sabah olduğu gibi Duru bizim yataktaydı. (Nasıl geliyor anlamadım! ) :) Arda'yı da okula hazırlayıp, servis için aşağı indirmem gerekiyordu. Kızın derin uykuda olduğunu görerek rahat rahat hareket ettik, Arda hazırlandı. Kız hala mışıl mışıl uyuyordu, alıp yatağına koysam kesin uyanır diye geçiriyordum içimden. Arda'nın vereceği cevaptan tam emin olmamakla birlikte şu soruyu sordum.
-Oğlum, aşağı tek başına inebilir misin bu gün?
Şaşırıtıcı bir cevap aldım.
-İneriimm :)
-E haydin o zaman , ama asansörle inmesen daha güzel olur, merdivenleri kullanırsın hem de sabah sporu olur sana.
-Tamam.
Aaa ne ilginç şaşırmaya devam ediyorum, çünkü Arda en son tek başına apartman merdivenlerini kullandığında salya sümük ağlamıştı, kapımızı bulamıyor diye. Halbuki 2 kat daha çıksa bulacaktı.
Bunlar olurken aklıma Bir Dolap Kitap sitesinde tanıtılan kitap geldi. Minik fare Metin'i annesi pamuklara sarıyordu hani. Kendimden beklenmedik bir hareket yaptım, kendin inebilirsin , sen yaparsın dedim ve Arda zevkle indi aşağı. Tabi ben 7 kat aşağı doğru bağırmak suretiyle,
-Tamam canım, görüyorum ben seni merak etme, in sen hadi canım. gibi bir sürü cümle kuruyorum, sabahın bir vakti komşular ne düşündü hakkımızda orasını da bilemiyorum.
Arda :
-Anne indiiiim diye bağırınca, oh dedim.
2-3 dk geçmedi apartmana çıktım baktım bizimki geri geliyor, hem de ağlayarak...
-N'oldu oğlum, neden geri geldin onca merdiveni çıktın.
-Anneeeee, ben tek başıma aşağıda bekleyemediiiimmm :(
Amanın, n'aptım ben? Daha ilkokula gitmiyor bu çocuk tek başına aşağı yolladım, travmaya sebep oldum galiba diye içim içimi yedi.
Tabi belli etmemeye çalışarak,
- İnersin oğlum , merak etme ben arkadaşın Tuna'yı aradım , onlar da hemen aşağı iniyorlar senin yanına geliyorlar. dedim
-Tamam , ama asansörle inicemmm. demez mi?
İşte bu zor oldu benim için, hem de çok zor. Yanlış yaptım, tek başına asansöre bindirdim onu.
-Geriye yaslanıyorsun, durana kadar kapıya dokunmak yok.
-Tamam
Asansör giriş katına ulaşana kadar kaç dua ettim acaba.
indi, oh dedim.
-Anneeeee, ben burada tek durmak istemiyoruuuuumm.
Of oğlum yaaa
Hemen başka bir çözüm buldum bu arada yatakta uyuyan Duru'nun yanına sanırım 15 saniyede bir gidip baktım. Uyandı mı? kıpırdadı mı? vs.
-Nihat bey(apartman görevlisi)
-Efendim
-Arda'yı tek yolladım ona bakabilir misiniz?
-Tamam hemen çıkıyorum.
Sağolsun Nihat Bey imdada yetişti. Arda aşağıda beklemeye başladı, Tuna'lar da geldi.
Peki bendeki merak bitti mi? Hayır.
Duru uyansın diye yatağı bile salladım. Uyansın da aşağı ineyim diye. Aslında inmemem gerekirdi ama Metin'in annesine bir gol atayım diye Duru uyanır uyanmaz aşağı indim. Bu sabah servis tam 30 dk. geç geldi. Aramalarını beklemeden Arda'yı indirtmeseydim çok iyi olacaktı.
Ooff sabah sabah adrenalinle doldum sanırım.
Heey! Metin'in annesiii bırak şu çocuğu kendi başına yahu!!
Off! Arda'nın annesiii, ne iş???

22 Şubat 2011 Salı

Oh dünya varmış

Bu gün temizlik günü! Ev pırıl pırıl, içim kıpır kıpır. Ne garip saniyede ruh halim değişiklik gösteriyor. Dün zombi gibiydim bu gün sevimli hayalet Casper. Herkesi öpesim var. Muck muck.

Duru hanımısının keyfi yerinde, sıralamayı geliştirdi, daha dengeli hareket ediyor. Ara sıra poposunun üstüne düşüyor, sonra dengesini kaybedip kafasını pıt diye yere vuruyor. Bir güzel de ağlıyor. Ağlaması çok tatlı. Yiyesim geliyor o zaman onu. Bu gün önemli bir iş üstünde, kendisini öyle vermiş ki, ayağım yerdeki torbaya değdi onun hışırtısıyla bir korktu kuzu. Bir sıçradı yerinde. Hıçkıra hıçkıra ağladı. Kıyamam canım benim.
 Kelimeler: A-da (Arda olduğunu düşünüyoruz)
                 Del (Gel)
                 Baba
                 Anne
                 Mama
                 Meme

Arda kuzu okulun açılmasıyla kendine geldi, özlemiş. Tabi ben de kendime geldim. Bu satırları okusa acaba kızar mıydı? Onu istemediğimi mi düşünürdü? Asla öyle bir şey yok tabiki. Tatil boyunca ona yetemediğim için üzülüyordum, hem de çok yoruldum, bunaldım. İlgilenemedim diye üzüldüm işte. Ama geçti. Her şey yolunda.
Okulda el yazısı yazmayı ve okumayı öğreniyorlar.(Arda okuma ve yazmayı geçen sene halletmişti, şimdi master yapıyor) Haftada iki gün ilkokul kısmında çalışıyorlar. İlkokulu da bu okulda okumak istiyorum diyor. Biz kararsızız, bakalım bazı düşüncelerimiz var. Olursa ne ala, olmazsa da yapacak bir şey yok.
Bu sene sosyal sorumluluk projeleri çok. Geçen dönem mavi kapak topladılar. Engelliler için tekerlekli sandalye alındı. Şimdi de Mardin'de bir okulun 6 yaş sınıfı çocukları için çeşitli giyim, kitap, oyuncak vs. topluyorlar. Bir sürü eşya seçtik beraber, kitaplar, oyuncaklar seçti ve okula götürdü. Bu yaşta böyle güzel paylaşımlarda bulunmaları çok güzel. Umarım hayatı boyu yardımsever bir insan olur.

21 Şubat 2011 Pazartesi

Hafta sonu enkazı

Hafta başlarında , cuma günlerinin hemen gelmesini isterim. Pazar günü olunca da keçileri kaçırırım. Her hafta aynı olur. Zaten çok zor bir şekilde düzenlediğim evimizi pazar günleri tanıyamıyorum. Ya da aslında bizim gerçekliğimiz bu dağınıklık ve pislik de ben mi kabullenemiyorum?
 C.tesi ha gayret bir el attım eve, elimden geldiğince düzelttim. Odaları toparladım. Nefesim açıldı biraz, karamsarlığım geçti. Bana böyle olur, ev derli topluyken daha rahat nefes alıyorum ve canımın istediği her şeyi yapacak güç buluyorum kendimde. Böyle dağınık olunca da elim kolum kalkmıyor, yerlerde gezen bebek bezleri ayaklanıyor, kolları çıkıyor boğazıma dolanıyorlar, giyilip çıkartılmış, koltuk tepelerine fırlatılmış  minik oğlan kıyafetleri insan suretinde evin içinde dolaşıp tekrar koltuklarına oturuyorlar. Sabahtan kalma kahvaltı masasındaki reçeller akıyor tepemden aşağı. Boğulmak böyle bir şey mi?  Şu an bunları yazmak yerine evin içinde bir o yana bir bu yana iş yapmam gerekmiyor mu? Kızın uyuduğu şu kısıtlı zamanı değerlendirip evi ev haline getirmem gerekmiyor mu? Canım istemiyor! Yok kalsın öyle, yığılsın, üstlerini toz bulutları kaplasın, hatta benim üstümü bile kaplasın ki kimse burada olduğumu görmesin, bir şey istemesin benden. Heeyy içilip içilip sağa sola bırakılmış bardaklar şıngırdamayın, durun hele yerinizde! 10 dk ara....

18 Şubat 2011 Cuma

Blog temaları hakkında yardım

Komşulaarr.. Yardım edin, blog temalarını nerelerden bulurum? Blogger temaları az ve bana göre bir şey bulamıyorum. Şöyle bir geziniyorum bloglar arasında, çok güzel temalara rastlıyorum. Bana da bir yardım eli uzatsanız da nerelerden bulurum, hadi buldum nasıl nasıl bloguma uygularım bir anlatıverseniz. Yok mu şu garibi sevindirecek bir kimse şu mübarek günde ?

Mini Mini MİM

Bu Mim'de neyin nesi bir anlayamamıştım meğer beni de mimlemişler bile. Yaruze teşekkürlerr :)E hadi bakalım cevaplar gelsin o zaman :)

Gün içinde eğer gerçekleşirse şok geçireceğin şey?
-Ailemden birinin kapımı çalıp ''Ben geldiiim'' demesi.

Gördüğün zaman, eğer almazsam uyuyamam dediğin şey.
-Pek öyle almazsam uyuyamam dediğim bir şey hatırlamıyorum.

Uğruna diyetini bir kalemde bozduğun şey.
-Pek diyet yapmam ama Çikolata tabikii :)

Uğurun var mı, uğurun?
-Yok

Kendine en yakıştırdığın renk?
-Gri, kırmızı, pembe, mor

En sevdiğin takın?
-Tabiki alyansım, onsuz yapamam.

Takıntın?
-Takıntı benim göbek adım, her şeye takabilirim.

Bavulum çoktan hazır, gitmek istediğim şehir, ülke?
-Hııım, Japonya lütfen :)

Ben bu şarkıyı duyunca şakırım?
-Tarkan'ı duydum mu şakırım ben.

Solunda ne var?
Arkadaşım geldiğinde ona göstermek için getirip orada bıraktığım yüz nemlendiricim ve yüz yıkama jelim.

Aa şimdi ben de birilerini mi mimlemeliyim. Bu yazımı okuyan, evet evet sen, seni mimledim. Hadi iş başına :)

9 Şubat 2011 Çarşamba

''Anne''ye hafta sonu izni

Geçtiğimiz cumartesi günü kahvaltı masasında gazete sayfalarına göz gezdirirken, fragmanını izleyip çok etkilendiğim filmin vizyona girmiş olduğunu görünce heyecanlandım birden.
-Aaa benim filmim başlamış dedim buruk bir şekilde. Çağdaş da gitsene demesin mi. Bi şaşırdım önce
-Gerçekten mi?
-Evet
-Tamam (yuppii, yihhhuuu, olleeyy)
Nasıl sevindim, heyecanladım anlatamam.
-Tamam o zaman benimle gelebilecek birilerini bulayım.
-Hemen bir arkadaşımı aradım, hastaymış gelemem dedi
-Sonra çok sevdiğim başka bir arkadaşımı aradım ve kabul etti. İnternetten hemen aldım biletleri, aman diyim biter falan ortada kalırız dedim kendi kendime. :)
Arkadaşım akşama doğru kapıdan aldı beni, düştük İstinye Park yollarına. Evden özgür bir şekilde çıkmak bile o kadar güzel bir his ki. Ohh dedim temiz havayı içime çekerken. Hiç düşünmedim, arkamda bıraktığım bebelerimi ve kocamı neler yaparlar bensiz diye.
Asıl filmi anlatmam lazım ''Aşk Tesadüfleri Sever''
Ya gerçekten aşk bu kadar tesadüfler üstüne kurulabilir mi? İnanılmaaz bir filmdi. Ağladım bir çok sahnesinde. Hele ki Ankara'lı biri olarak çocukluğumun ve gençliğimin geçtiği yerleri görmek beni daha  bir etkiledi. Kuğulu Park'ım; önceleri annem ve ablamların ellerini tutarak gezdiğim, sonrasında aşkımla gezdiğim güzel park.
Kıtır'ım; Can dostlarımla keyifli sohbetler eşliğinde içtiğimiz biralarımız.
CafeMiz; Ah ah, aşkımla az gitmedik oraya,
Şinasi Sahne'm; Kaç tiyatro oyunu seyrettim orada,
Gençlik parkım; babacığımın her sene bir kere tutup elimden götürdüğü yer.... Eski Ankara sokakları, bisiklet, ilk aşk, karne... Film beni aldııı, götürdü eski günlere... İyi ki gitmişim, iyi ki Çağdaş bana gitsene demiş. Çook güzeldi. Filmin müzikleri de ayrı güzeldi hani. Mehmet Günsür'ün seslendirdiği Bülent Ortaçgil şarkısı harikaydı. Ahh eski günlerr.

...............................................................................................................................................................

Pazar günü de biletini İnternetten daha önce aldığım bir sergiye gittim arkadaşım Çevreci Anne'yle. Bu bildiğiniz resim sergisi falan değildi. İnsan vücudu sergisiydi. ''Body Wolds''
İnanılmaz bir şeydi , bedenini bu çalışma için bağışlamış bir çok kişi, Kas, iskelet, damar yapıları, iç organları o kadar estetik bir şekilde sergilemişlerdi ki, giderken aklımdan geçen önyargılı düşüncelerim, bir kaç şey gördükten sonra geçiverdi. Sergide duvarlara büyük puntolarla yazılmış yazılar dikkatimizi çekti, Onlardan bir örnek; Bir kadın hayatı boyunca 35 doğum yapma kapasitesine sahipmiş. 35 Otuzbeş evet aynen de böyle. Biz 2 tanesini nasıl yapsak nasıl etsek diyoruz, bakınız 35 tanelik kapasitemiz varmış. :)
Sergide ilerledikçe daha sağlıklı bir beslenme alışkanlığı edinmemiz gerektiği, bol bol spor yapmamız gerektiği, sevdiğimiz insanlarla kalabalık ortamlarda bulunmamız gerektiği düşüncesi kafama iyice yerleşti. Yaşamı uzatacak en önemli şeyler bunlarmış. Biz de yapalım ne duruyoruz. Ayrıca sigara içenlerin  bir daha bir daha düşünmesi lazım ben ne yapıyorum diye. O ciğerleri gören paketini aynen çöpe atmalı, canına bir kastı yoksa.
İşteee böyleyken böylee. Güzel bir hafta sonuydu. Çoooook iyi geldi.

3 Şubat 2011 Perşembe

15 tatil mi? 15 işkence mi?

Arda'nın okulu tatile girince ben de tatile girerim diye düşünüyordum. Hahaha ne komikmişim. Okul zamanı zorla yakasına yapıştığım oğlum şimdi sabahın köründe benim yakama yapışıveriyor. Benden ses çıkmıyorsa kardeşinin odasına gidip onu bir şekilde uyandırıyor ve
-Anneeee, bu kız uyanmış, seni istiyor. diyor.
Okul kapandığı günden beri her sabah bu şekilde uyanıyoruz.
İki kardeş yanyana gelince azıyorlar aynı zamanda. Biri 6 yaşında biri 10 aylık. nasıl oluyor bu diyebilirsiniz. Şöyle oluyor. Duru'yla bir rutin tutturmuş gidiyorduk; uyku saati, yemek saati vs. genelde aynı saatte oluyordu. Ne zaman ki Arda tatile girdi Duru'nun tüm alışkanlıkları ters yüz oldu. Abisini görünce coşuyor kız, uyumak üzereyken bir cin parçasına dönüyor. Arda'nın da hoşuna gidiyor tabi. Kıh kıh gülüyor.
-Ama napiim, benim canım sıkılıyor. O uyursa ben napıcam?
-Oğlum o bebek , uyuması lazım. Rahat bırak.
-Tamam. (Arada binbir türlü şaklabanlıkla uyku vakti 2 saat kayıyor hatta ne iki saati bugün Duru biraz önce oyun parkının içinde sızmak suretiyle uyudu)
Bir de bunca şeyin arasında Arda ateşlendi ve iştahı bıçakla kesilir gibi kesildi. Nedir bu çektiğim Allah'ım! Birini düzeltirken diğeri bozuluyor. Ben bozulmadan şu dönemi bir atlatırsak sanırım çok iyi olacak.

Başlıksız.. İçimden geldiği gibi

Bu gün. Defne Joy Foster'ın ani ölüm haberini aldığımda, elim ayağım bir titreyiverdi. Başım zonklamaya başladı... Şok... Üzüldüm, düşündüm sonra nasıl olur böyle bir şey diye. Minicik bir çocuğu vardı kızın. O hamileyken aynı mekanda bulunmuşluğum da var onunla, her ne kadar konuşmamış olsak da. İnsan televizyonda seyrettiği popüler kişileri sanki tanıyormuş, aileden birisiymiş gibi benimseyiveriyormuş meğer. Daha hafta sonu şen şakrak hallerini seyrettim, üstüne bir de ''ne çok konuşuyor bu kız bazen, birisi sus desin şuna'' deyiverdim.  Sustu işte... Sonsuza kadar sustu... Bebeği kaldı arkasında.  İçim acıdı,  üzüldüm.
Kendimi düşündüm sonra. Bana bir şey olsa , arkamda bıraktıklarım ne olur ?dedim. Böyle düşündüğüm için kızdım kendi kendime ama yine de düşünmekten alıkoyamadım kendimi.  Yolda yürürken düşündüm, karşıdan karşıya geçerken düşündüm, otobüste giderken düşündüm, çocuklarımın yüzüne bakarken düşündüm. Ve dedim ki içimden.'' Allah'ım beni çocuklarıma ve eşime, çocuklarımı ve eşimi bana bağışla, sağlıklı, mutlu, huzurlu ve uzun yıllar yaşayalım hep beraber''

İyilik, sağlık...

Test sonuçları temiz. Rahat bir oh çektim, kendime geldim. Aslında kendime kızıyorum, bu kız büyüdü artık 10 aylık oldu, neredeyse 1 yaşına geldi. Besin ihtiyacı arttı besbelli! Neden öğünlerini hala 5 aylık bebeği besler gibi veriyordum ben? Yoksa çocuğun büyüdüğünü anlamadan zaman hızla geçtiği için mi? Akşam öğünü vermeliydim, doktor söylemedi diye vermedim, doktora ne bakıyorum ki kızıma baksam görecektim! Üstelik ilk çocuk da değil, tecrübesiz bir anne de değilim. Bilemiyorum neden böyle oldu? Ama dersimi aldım. Bundan sonra ağız boş kalmayacak! Şaka bir yana cumadan beri yemek yiyor kız resmen. O da kanı, idrar testini yaşayınca anladı mı ne?! Çişi, kakası çoğaldı çocuğun. Neyse testler temiz çıktı ya hatamı bir şekilde telafi edicem artık.