29 Ekim 2010 Cuma

Perküsyon kursu

Arda'nın cumartesi günlerini eğlenceli hale getiren bir etkinliğimiz var. Yaz tatilinden dolayı ara verdiğimiz , şimdi yeniden başladığımız perküsyon kursu..
Üç aşağı beş yukarı aynı yaşlarda olan bir grup çocuk öğretmen eşliğinde perküsyon, yani ritm öğreniyorlar.. O küçücük ellerin yaptığı şeylere inanamazsınız, harikalar.. biraz gürültü patırtı da olmuyor değil tabi ama hangi toplulukta olmuyor ki.. Arda bu perküsyon derslerini çok seviyor, dersler dışında duyduğu her müziğe de eşlik etmeye çalışıyor kendince.
Perküsyonun matematik zekasını geliştirdiğini okumuştum
Matematik zekası ne olursa olsun , önemli olan oğlumun bu işten zevk alıyor olması.. Bazı ebeveynler varki çocuğu illa birşeyler yapsın diye uğraşır, o yüzme senin bu keman dersi benim, yok olmadı piyano çalsın, özel ders aldıralım aman birşeyden geri kalmasın diye ha babam de babam çocuğu sağa sola koştururlar,  bu perküsyon derslerinden birinde Arda'yı beklerken eşimle beraber şahit olduğumuz bir olayı paylaşmak istiyorum; Anne çocuğunu zorla getirmiş belli, çocuk ne derse girmek istiyor ne de birşey çalmak.. anne ısrarcı :
- Çalıcaksın! Bak çok fena olur, ben kalktım seni buralara kadar getirdim,
Çocuk istemiyorum diyor anne ısrar ediyor hala
-Sen evde görürsün diye bir de tehdit ediyor..
O an o anneye birşeyler söylememek için zor tuttum kendimi.
Demem o ki çocuğun istekli olması çok önemli.
Arda , tatilden döndüğümüzden beri
-Anne ne zaman gidicez perküsyona diye soruyor
Ben de özellikle tekrar tekrar soruyorum
-Oğlum emin misin, gitmek istiyor musun gerçekten? diye.
O annenin durumuna asla düşmek istemiyorum çünkü.. Ben istiyorum diye değil o istediği için olsun..
Bu perküsyon kursuyla nasıl mı karşılaştık?
Arda'nın okulu bir gezi düzenlemişti o zaman gittiler hep birlikte, öğretmeni Arda'nın kulağının çok iyi olduğunu, perküsyon eğitmeni Engin Bey'in onu çok beğendiğini söyledi, Arda o günden sonra evde her yeri davul yaptı. nerede müzik duysa ritm tutmaya çalıştı. Ben de sordum
-Oğlum seni o kursa götürelim ister misin?
-Evet
işte o gün bugündür bir perküsyon kursumuz var..
Merak ederseniz http://www.gurkeyperkusyon.com/

27 Ekim 2010 Çarşamba

Süt ve içindekiler..

Bu ara yiyecek ve içeceklerle ilgili duyduğum şeylere inanmak istemiyorum, bunları duydukça nereye gidiyoruz böyle diye düşünüyorum.. seneler sonrasını gözümde canlandırasım gelmiyor..

Ben bir mail grubuna üyeyim. Burada emziren anneler toplandık, çocuklarımızla ilgili deneyimlerimizi, bilgilerimizi paylaşıyoruz, bilmediklerimizi de bu sayede öğreniyoruz.
Geçen gün şöyle bir mail vardı:
Hangi marka süt içilebilir?
Ben de merak ettim ve içeriğine baktım; içtiğimiz sütlerin hepsinde süt tozu varmış ve kutuların üstünde kesinlikle içerik belirtilmiyormuş.. Biz de saftirik gibi süt içiyoruz diye seviniyoruz halbuki içtiğimiz sütün içinde süt tozu var. Sadece sütte değil yoğurtta da kıvam arttırıcı olarak kullanılıyormuş.
Süt tozunun içinde melamin adlı bir madde var ve bu kanserojen bir maddeymiş.. Aman tanrım çocuklarım var benim; sağlıklı büyütmeye çalıştığım çocuklarımı elimle zehirleme  gafletine tabiki düşmeyeceğim!
Bir zamanlar bir reklam dönerdi televizyonda; çocuk maviş gözlerini kocaman açarak bir bardak süt içer , o süt içerken de bir ses açıkta alınan sütlerin ne kadar sağlıksız ne kadar bakterili olduğundan bahsederdi..
ve
-Sağlıklı ambalajında kutu süt için derdi..
Biz de ona inandık  ve %100 Doğal sandığımız  kutu sütlerimizi aldık,lıkır lıkır içtik.
Ama hata mı ettik ?
Bu konu hakkında Çapar Kanat bey çok güzel bir yazı yazmış.
Bu yazıyı mutlaka okuyun ve siz de benim yaptığım gibi ilk iş olarak Tarım Bakanlığına dilekçenizi yollayın.

Ne içtiğimizi ne yediğimizi bilmeye hakkımız var. Sağlıklı diye şimdiye kadar kimbilir neler yedik içtik biz.. Margarine bile sağlıklı diyen reklamlar yayınlanıyor bu ülkede..
Hepimize sağlık, sıhhat,  bol ve ucuz organik yiyecek ve içecek bulduğumuz bir ülke diliyorum...

26 Ekim 2010 Salı

Arda'nın Starbucksçılık oyunu..

Nedir?
İşte budur..
Benim oğlum pek bi yaratıcı, annenin dinlenme dakikalarından bile bir oyun çıkarabiliyor.
Nasıl mı?
Annesi kahve içmek istedi o da kahve olayına aynen kendini dahil etti.
-'Annee, ben şimdi garsonmuşum, sen de Duru'yla müşteriymişsin benden kahve istemişsin tamam mı?
-'Tamam.' 
(Bu oyun hoşuma gitti çünkü hem oturup kahvemi içeceğim hem de oğlumla oyun oynayacağım, yaşasın)
-Anne , Hadi başla. Garsoon diye beni çağır, burası Starbucks dedi.
-Starbucks!?!??
Hayatımıza nasıl girdi şu kahve dükkanı kültürü ? Çocuk bile etkilenmiş, burası strabucks diyor.
-E hadi öyle olsun bakalım; garsoon..
-'Buyrun, hoşgeldiniz, ne istemiştiniz?'
 Ben bir sütlü kahve alayım tek şeker mi desem yoksa bi caramel macchiato mu istesem ?? bi an düşündüm doğrusu.. Neyse sonra vazgeçtim sütlü kahve dedim, onu da bilmeyiversin..
-'Ben bir sütlü kahve alayım, tek şekerli olsun lütfen.'
-'Hemen geliyor.'
Duru'nun dolabını mutfak yaptı, içinde birşeyler yapıyor gibi yaptı ve geldii.
(Bu arada ben kahvemi daha önceden hazırlamıştım, elimdeydi.)
-'Anne kahveni ben sana vermişim gibi yapalım.'
-'Buyrun kahveniz.'
-'Teşekkürler garson bey!'
-'Afiyet olsun, başka birşey isterseniz ben burdayım.'
Biraz sonra Arda ıslak mendil paketinden bir mendil çıkardı ve
-'Ağzınızı da silelim' diyerek bi güzel sildi ağzımı.
-'Vaavv!! Sınırsız hizmet diye ben buna derim :)
Gaza geldi.
-'İsterseniz, kızınız için de şurda karyola var uyutabilirsiniz'
-'Ooo, müessesenize bayıldım doğrusu!'

Arda bu oyunu çok sevdi, şu an bile hala devam ettiriyoruz, ben dükkanda laptop'umla çalışıyor gibi yapıcakmışım... :)




Toy Story ve duygusal devinimlerim..

Annelik beni pek bi sulugöz yaptı, herşeye gözlerim dolabiliyor. Bana Beton Raziye diyenler olurdu mesela, artık Beton Raziye yerini pambuk Raziye'ye  kaptırdı ?
Geçen gün ailecek Toy STory 3 'ü seyrediyorduk Andy(oyuncakların sahibi çocuk olur kendisi) büyümüş ve artık üniversite yaşına gelmiştir, haklı olarak oyuncaklara ilgisi azalmıştır , annesi ona oyuncaklarını toplamasını söyler ve film böyle başlar oyuncaklar Andy'i o kadar çok seviyorlardır ki ondan ayrılmak istemezler falan falan... sonunda Andy oyuncaklarını onlara değer veren bir kız çocuğuna hediye eder ve arabasına binerek uzaklaşıır.. ve benim de gözlerim dolar, yaşlar yanaklarımdan damlar.. neden diye sorabilirsiniz, şundan:
Ben filmi seyrederken sadece Andy'i seyredermiş gibi düşünmedim, sanki Arda büyümüş , üniversite çağına gelmiş ve evden ayrılıyormuş gibi geldi bir anda, şu hale bakar mısınız? Daha çocuk 6 yaşına gelmeden ben üniversiteye gönderdim bi de arkasından ağladım.. of of
Bu arada Barbie ve Ken'i seyrederken de bir o kadar güldüm , Bihter ve Behlül gözümün önüne geldi hep..

Annelik mi karışık duygular yaratıyor ben de yoksa ben mi karışığım da anneliği bu işe alet ediyorum? :)

25 Ekim 2010 Pazartesi

Sadece bana ait olan bir zaman dilimi istiyorum..

  İkinci çocuğumu dünyaya getirdiğimden beri, kendime özel bir zaman ayırmadığımı farkettim. İlk başlarda bir sorun olarak görmüyordum, herşey yolundaydı yeni bir bebek, yeni bir heyecan, iki çocuk sahibi olmak , hepsi çok güzeldi. Bazı şeyleri bu duruma alıştıktan sonra farketmeye başladım.. Saçım başım dağınık gezmek, evde oturup çok fazla sosyalleşmemek, bir giydiğim kıyafeti 3 gün çıkarmamak ki bu genelde bir t-shirt ve eşofman altı olur, keyifle bir çay içememek,sevdiğim kitaplarımı okuyamamak, yarım kalan kitaplar.. daha sayabilirim ama gerek yok. Hafif bir depresyon mu demeli bu duruma bilmiyorum ama can sıktığı bi gerçek. Bikere daha agresif tavırlar sergilemeye başladım, tahammül seviyem gözle görülür bir şekilde düştü...
Bu duruma DUR demenin vakti geldi!!

Artık haftanın bir gününde birkaç saati kendime ayıracağım; bu belki bir sinema filmi olur, belki ne zamandır gitmek isteyip gidemediğim kuaförüm olur, belki bir sergi   ya da yarım bıraktığım kursuma tekrar geri dönmek olur.

Ben hamileliğim öncesi Yaratıcı Drama kursuna gidiyordum, tam benlik birşeydi o 3 saat nasıl geçiyor hiç anlamıyordum, hayatımın en güzel zamanlarından bir kısmını işte bu kursta geçirdim.. Sonra hamile kaldım, kursuma devam etmekte kararlıydım, bir süre gittim ama şu domuz gribi konusu bütün planları bozdu, o dönem haberlerde seyrettiklerim ve kulaktan dolma şeyler beni korkuttu (gidip aşı bile oldum o derece) ve kursu dondurdum, Hamileliğimin son çeyreği evde kös kös oturarak geçmişti..

Evet bu hafta sonu anladım ki, ben iyi olursam çevrem de iyi olacak..

-'Hey ! Sen..silkin ve kendine gel, kendin için birşeyler yapmanın vaktidir..' (İç ses)

-'hıhı tamam , yapıcam! valla...' :)



Lütfen beni destekleyin,  hatta içinizde benim gibi olan birileri varsa onlarda kendileri için birşeyler yapmaya başlasınlar.. Herşey çok güzel olacak :)


Ya birgün kendimi de unutursam!

Evden çıkmak neden bu kadar uzun sürüyor olabilir? Bugün sabah 9:30 da ailecek uyandıktan sonra kahvaltıya dışarı gitmeye karar verdik. Evden çıktığımızda saat 11:30 'du evet 11:30... Yataktan ilk çıkan bendim, evden de son çıkan ben oldum nasıl olduysa.. ilk çıkan son çıkar; muhasebe sisteminde  bu yoktu değil mi?  eklemek lazım belkide! Kızımı giydirmekle işe başladım, onu hazırladıktan sonra ;

-'oğluuum hadi sen de ne giymek istiyorsan seç ve giy'

-'ben böyle gidicem' (adamın üstünde pijamaları var, üşengeçlikten tuvalete gitmiyor yani o derece! kime çekmiş bu çocuk, hiç bana benzemiyor :Ppp

neyse bir koşu onun da giyeceği kıyafetleri seçtim yanına koydum, gözü televizyonda.
-'hadi çocuğum giy üstünü.'

-'sen giydir'

e yuh baban da gelsin onu da ben giydireyim bari!! (tabi ona bunu demedim)

oğlanı da giydirdim, sıra kendimde.. evet ama bi dakika, kızın çantasını hazırlamalıyım geçen gün emzirme önlüğünü unuttum çok zorluk çektim hemen çantaya koyalım, (caillou'nun annesi olmak istedim bi an; kadın çanta kullanmıyor çok rahat, gerçi çocuklar da üstlerini hiç pisletmiyorlar hep aynı kıyafetle geziyorlar, dert yok tasa yok, anne geniş!) tamam şimdi maması için su kaynatalım , emzikleri kaynatalım, hazır mamayı, kaşığı, önlüğü de hazırladık mı tamaam mutfaktan çıkabiliriz.

şimdi sıra kendimi giydirmekte , bi saniye cüzdanımı çantaya koydum mu? geçen sefer unutmuştum beş parasız kaldım sokakta hemen çantaya atalım. aa kıza yedek kıyafet ve bez , bi de ıslak mendil.. tamam onlarda hazır, şimdi giyinmeye gidiyorum..

Önce dişlerimi fırçalamalıyım.. ııııııhh banyo dolu, sevgili kocam tarafından işgal edilmiş bir banyo , ne harika .. o zaman ben önce üstümü giyeyim sonra banyoya dönerim, pantolonum nerdeydi , hıh burda , üstüne de şurdan bişeyler uydur gitsin tataaam hazırım , saçlarım.. ? açık bırakırım diye düşünmüştüm,, amaan boşver topla gitsin canıım hem ağzına gözüne girer rahatsız eder. evet saçlar toplandı.. banyo boşaldı diş fırçalayalım, diş fırçalarken salonda, yatak odasında , çocukların odasında unutulan şeyler var mı? aa su almalıyım kız için. ( ağzımda köpükler, köpüre köpüre sağa sola koş.. topla.. yerleştir.. ) evet herşey tamam.

Bu arada herkes kapının önünde anneyi bekler..

ayakkabılarımı hemen giyiyorum.. aahhh ne zamandır giymediğim ayakkabı dura dura sertleşmiş , hiç rahat olmadıki , yürüyemem bunlarla..

-'e hadi siz inin aşağı ben de geliyorum ayakkabılarımı değiştireyim.

kocam, oğlan, bebiş aşağı indileeer, ben kaldım mı evde bi başına sap gibi. Neyse ayakkabılarımı değiştirdim ve sonunda kapıyı kitliyorum , yaşasın evden çıkıyorum, aa bi dakika ocağın altını kapatmışmıydım? tamam kapalı, banyonun ışığı? o da tamam. kapıyı kitleyelim, asansörü çağırdım evet geldii, hadi binelim. yaşasın kahvaltıya gidiyoruuuzz.
Bıırrr -'dışarısı çok soğukmuş,'

-'git kalın birşey giy '

-'tamam ben bi koşu paltomu giyip gelirim , bekleyin'

-'ooff çabuk gel'

-'..........'

paltomu giydim, indim derken saat 11:30 bizim kahvaltı oldumu size öğlen yemeği!!
Bu yazının başlığı  ya bir gün kendimi unutursam'dı ya ben galiba kendimi unutalı çok olmuş.. 

Hamsiyi koydum tavaya aman..

   Ben küçükken yatma saati geldiğinde annemden kaçacak yer arardım, mesela bir anda karnım acıkırdı ya da tuvaletim gelirdi. Yatma vaktini geciktirebilmek için elimden geleni yapardım. Annem ' Hamsiyi koydum tavaya aman, zıpladı gitti havaya aman' şarkısını kendine has namelerle yorumladığı vakit artık yapacak birşey kalmazdı; ' hayyııır hamsiyi tavaya koymayalııım' desemde o hamsi o tavaya konurdu ve ben kendimi yatakta bulurdum! Ne zaman hamsi lafı geçse bana uykuyu hatırlatması bu sebepten sanırım :)

   Oğlum büyüyüp aklı ermeye başladığında bu taktiği onun üzerinde denemeyi düşündüm, birkaç gece denedim ama başarılı olmadı.. Bu işin ustası annemdi, kimse onun eline su dökemezdi, sadece o söyleyince etkili oluyordu demekki.. Ben oğluma 'gel sana güzel bir masal anlatacağım' dedim ve öyle de yaptım. Her akşam ona çeşitli masal kitaplarından masallar okudum, bazen de engin hayal gücümle masallar uydurdum, masallarda kahraman hep o oldu ve buna bayıldı..

Aslında kitap okuma serüvenimiz oğlumun doğduğu ilk zamanlara kadar uzanır; daha 40 günlük bile değildi ona kitap okumaya başladığımda.. Yapı Kredi Yayınlarının HER GÜNE BİR MASAL kitabını almıştık, bu kitaptan her gün bir masal okudum ona. Belki anlamıyordu ama çok güzel dinliyordu, ağlıyorsa susuyordu, anne sesi ona huzur veriyordu belkide..Erkenden konuşmasında ve şu anda okuyabiliyor olmasında masalların büyük  etkisi olduğunu düşünüyorum.

Hala yatmadan önce (bazen okumadığımız da oluyor) geniş çocuk kitapları arşivinden bir kitap okuruz beraber. Bunun sayesinde yatma saatinin eğlenceli olduğunu biliyor ve yatmamak için fazla direnmiyor (annesi gibi !)

Kızıma henüz birşeyler okumaya başlamadım ama şimdi karar verdim bugünden itibaren başlıyorum..
Okuduğumuz kitapları sizinle de paylaşırım..

Yeni bir blog, Yeni bir başlangıç..

Merhaba,

Uzun zamandır, evde olmanın verdiği bir vehamet üzerime çökmek üzereydi, birşeyler yapmam gerektiğini düşünüyor ama ne yapabilirim bilemiyordum. Günlerimin; oğlumu okula gönderip kızıma mama yedirmek, emzirmek , uyutmak, ev işleri ve bilgisayar başında geçirilen vakitle bittiğini düşünüyorudum . Kendim için birşeyler yapamamak ya da yapmamak beni iyice dibe itmeye başlamıştı, ta ki bir blog dikkatimi çekene kadar... http://www.blogcuanne.com/ evet Elif Hanım'a buradan teşekkür etmek istiyorum, kısa bir süredir onu takip etmeme rağmen çok sevdiğim bir kişi haline geldi. İki çocuklu bir anne olmasına rağmen (ikincilerimiz aynı zamanda doğmuşlar)  anneliğin sadece çocuklarına bakmak olmadığını , hem kendine hem de başkalarına yardımcı olunabileceğini farketmemi sağladı. tabi bunu kendisi bilmiyor, bilse eminim çok mutlu olurdu.. ona tüm içtenliğimle sevgilerimi sunuyorum. Belki de bir gün bir yerlerde karşılaşırız  belli mi  olur...

İşte böyle canımın çok sıkıldığı bir gün 'evet' dedim, ben bir blog yazmalıyım.. bu sefer de ne yazmam gerektiğini düşünüp durdum, bir kaç gün de böyle geçti, düşüncelerimi yazıya dökmek benim için o kadar da kolay birşey değil. Hep söylemişimdir 'çok güzel düşünürüm ama yazıya düşündüklerimin yarısını dökemem' Belki zamanla bu da olur ne dersiniz.

Çocuklarımla neler yaşadığımı yazmaya karar verdim ben de. Zira şu ara en büyük işim onlar...