31 Aralık 2010 Cuma

Yeni Yıl Özel Programı

Bu sene yeni yıl programı yapmadık, haliyle Arda biraz mutsuz oldu. Arkadaşlarıyla beraber olacağı bir yeni yıl hayal etmişti halbuki. Ona kalsa evimizde çılgın bir parti yapmalıyız. Çılgın partiden anladığı şu; Cipsler, patlamış mısırlar, çikolatalar, şekerler, kuru yemişler, meyve suları yani bir dolu abur cuburla yüksek sesli bir müzik ve dans. Ha bir de ışıklar hafif karartılmış olacak. Parti bebesi yetişiyor sanırım bizim evde. Biz de çok parti seven insanlar olsak anlayacağım. Ben de bugünün özel bir gün olduğunu yansıtabilelim diye uğraşıyorum, 1 haftadır inanılmaz bir işkenceyle hediyelerini ağacın altında bekletip, açtırmadım. Çıldırma noktasında artık kendisi. Sabah uyandığında
_''N'olur anne, açayım artık, bak yıl başı günü geldi.'' dese de izin vermedim. Akşamı bekleyecek şansı yok.
Gel gelelim bizim yeni yıl özel programımıza:
  • Akşam için hazırlanmış güzel bir yemek masası
  • Güzel müziklerin çaldığı bir müzik kanalı
  • Tabakta cips, mısır, ıvır kıvırlar
  • Yemek sonrası hediye açma merasimi
  • Çılgınca danslar topluluğu (Arda&Duru&Umut)
  • Piyango bilet takibi(Hayallerimiz var, bildiğiniz gibi diil)
  • Azıcık Tombala, birazcık Bil Bakalım Kim? ve zaman kalırsa bir kaç kutu oyunu daha
  • Çocuklar yatar
  • Anne ve baba zamanı(00:00 'a  inşaallah )
Eveet işte bizim çılgın program budur.
Hepimize istediklerimizin olduğu, harika bir yıl diliyorum.
2011 sevgi yılı olsun.
Yeni yılda sizleri de unutmadık sevgili dostlar, Yeni Yıl şarkımızı dinleyin!! Karşınızdaaa Orhan's Band!!

Bir dolap kitap

Onlarla tanışalı çok olmadı, hergün sayfalarında geziniyorum. O kadar güzel bir iş yapıyorlar ki, hafiften bir kıskançlık yaratmadı değil...
Yıldıray ve Banu, okudukları çocuk kitaplarını bu sitede tanıtıyorlar, kişisel eleştirilerini yapıyorlar. Bana çok güzel bir kaynak oldu. Kitap zevklerimizin tuttuğunu düşünüyorum. Sonuç olarak çok güzel bir site ve ben satırlarının arasında gezinmekten çok mutluyum.
Bir liste hazırladım. Arda'yla kitapçıya gidip listedeki kitapları tek tek inceledik. Zogi, Abur cubur peşinde, Herkes Özgür Doğar, Felaket Henry kitaplarını aldık, eve geldik. Arda, abur cubur kısmını pek bi merak etti, yatmadan önce iki ölçek verdim kendisine. Mışıl mışıl uyudu.

29 Aralık 2010 Çarşamba

Seneler sonra yazdım , rahatladım

Geçenlerde okuduğum bir yazı beni bir kaç sene öncesine götürdü. O zamanlar bu paylaşım siteleri falan yoktu, bir iki tane bebek sitesi vardı, oralardan bir şeyler öğrenir, yeni insanlar tanırdım. Şimdi artık internetle yatıp, internetle kalkıyoruz. Hayatımızı Facebook ve Twitter'la yaşıyor gibiyiz. Şöyle bir bakıyorum da annelerin olduğu platformlar o kadar kalabalık ki, arkadaşlıklar, dostluklar kurulmuş. Sosyalleşilmiş, sadece internetle kalmamış dışarıda organizasyonlar düzenlenmeye başlanmış. Yılbaşı hediye çekilişi yapıyor artık anneler. Birbirlerine güzel hediyeler gönderiyorlar, korkmuyorlar yani adres verirken. Güveniyorlar karşılarındaki insanlara. E tabi aylarca internet ortamında konuşmuşlukları, paylaştıkları şeyler var. Yakınlarındaki insanlara anlatamadıklarını anlattılar belki bilgisayarın diğer ucundakine. O nedenle güveniyor ve bir sakınca görmüyor adres paylaşmaktan.
Hani başlarken demiştim ya okuduğum bir yazı beni bir kaç sene öncesine götürdü diye, hah işte onu anlatayım şimdi.
Sene 2006. Dediğim gibi o zamanlar çok paylaşım yok , tek tük bebek sitesi. O sitelerden biri, (hala yayındadır ve ben hala aktif üyesiyim) Bir yazışma grubumuz vardı, ben yeni doğum yaptığım zaman her gün mutlaka girer ne var ne yok bakardım. Soruları cevaplar, sorular sorardım. Güzel bir arkadaşlık ortamı oluşmuştu. O zaman arkadaş olarak Facebook'ta eklemiyorduk da, Msn'e ekleyip oradan sohbete devam ediyorduk. Bir arkadaşım benden birkaç ay sonra doğum yaptı, bu süreçte hergün mutlaka sohbet ettik, birbirimizin resimlerini falan gördük. Ben çok sevdim onu. Birgün sohbet ederken dedim ki ;
_''Bebeğin için bir hediye yollamak istiyorum, bana adresini verir misin?''
_''.........................''
_''Orada mısın?''
_''.........................''
Sonra karşıma bir otomatik mesaj çıktı.
Bu otomatik mesajdır, bu kişi meşgul olduğu için cevap verememektedir. vs. vs.
Çok şaşırmıştım, önce bir anlam veremedim. Sanırım işleri yoğun bir anda sohbeti bırakmak zorunda kaldı dedim kendi kendime. Meğer ne kadar yanılmışım. Aslında kız beni listesinden de hayatından da çıkarıvermiş o an. Adresini istedim diye ürktü mü ne oldu? Gidip onu yiyeceğimden falan korktu sanırım.
Bu beni çok üzdü , ben ona değer vermiştim, bütün iyi niyetimle bebeğine bir hediye yollamak istemiştim.
Sonuç ; iyi niyet bir işe yaramadı, güven olmayınca ne beklersiniz ki? İsmini hala hatırlıyorum. Aynı zamanda beni anlayamadığı, çok yüzeysel kaldığı, güven duyamadığı için de ona sinir oluyorum. Amaaan hadi affettim seni Handenur. Bu konu içime oturmuş demek ki. Kaç sene sonra çıkarttım rahatladım. Vesile olandan Allah razı olsun :)

28 Aralık 2010 Salı

Minik bir tırtıl

Bir varmış bir yokmuuş. Çook uzak ülkelerin birinde, çok tatlı, çok akıllı, çok da minik bir tırtıl varmıış... Annesi, babası ve abisiyle sıcacık , huzurlu bir evde yaşarmış. Doğduğu zaman herkes çok heyecanlanmış, abisi onu merakla seyretmiş. Önce
_''Bu nasıl bir şey buruş buruş''demiş. Neden kırmızı göründüğünü anlamaya çalışmış. Bu minik tırtılın sürekli evlerinde kalıp kalmayacağını merak etmiş.
Gel zaman git zaman minik tırtıl büyümeye, büyüdükçe de çevresini farketmeye başlamıış. Herkes ona sevgi ve ilgiyle bakıyormuş. Bu çok hoşuna gidiyormuş minik tırtılın. Abisi bazen, seviyorum diyerek, sağını solunu çekiştiriyormuş ama tırtıl, minik ve hiç bir şeyi anlamıyor ya sadece gülüyormuş. Abisi şaşırıyormuş içten içe.
_''Ben sıkıştırıyorum o gülüyo , alla allaa!..''
Minik tırtılın aslında bir tırtıl olduğunu kimse farketmemiş, çünkü hep yerinde duruyormuş ilk zamanlar. Kucağa alındığı zaman çevresini ilgiyle takip ediyor, renkli objelere uzanmaya çalışıyormuş.
Bir gün çok değişik bir şey olmuş. Annesi tırtılı yere koyduğu zaman , minik tırtıl ileri doğru bir hamle yapmış. Annesi ;
_'' Yaşasıın, emekleme  hazırlıkları başladı'' demiş.
Her gün bir önceki günden daha ileri gitmeye başlamış. Daha önceden gözüne kestirdiği şeylerin yanına yaklaşmak için sabırsızlanıyormuş.
Minik tırtıl doğalı 9 ay olmuş. Artık ona yetişebilmek zorlaşmış. Onu yere koyup arkalarını döndüklerinde artık yerinde olmuyormuş. Pııırtt gözden kayboluveriyormuuş. 
Yere konulduğu zaman ilk iş koridora gitmekmiş, orada ayna varmış, karşısına geçip kendine bakmaya bayılıyormuş.

_'' Sen nereye gidiyorsun bakayım!?'' deyince, basıyormuş gaza, hızı 2 katına çıkarıyormuş. Çok komik oluyormuş böyle zamanlarda. Kaçmaya çalışırken ki hali görülmeye değermiş . Popo bir sağa bir sola pıtır pıtır.
Bu minik tırtıl aynı zamanda yerde bulduğu her şeyin tadına bakmayı severmiş; terlik, çorap, bez, yastık, oyuncak parçası, halı saçağı... ne varsa bir tadına bakarmış. Beğendiklerini bırakmak da istemezmiş doğrusu.
Annesi abisine oyuncak parçalarını yerlerde bırakmamasını tembih edermiş çünkü minik tırtıl çok meraklıymış o parçaları yutma tehlikesi varmış. Çok dikkat edilmesi gerekmiş.
İçine top atılınca müzik çalan oyuncağıyla oynamak en büyük zevklerinden biriymiş. Delikten topu geçirince çok heyecanlanıyormuş. Müzik çalınca poposunu sağa sola oynatarak dans etmeye çalışıyormuş. Attığı topu da takip edebiliyormuş. Attığı delikten geri alıp tekrar tekrar aynı oyunu oynuyormuş.

Havalar güzel olduğu zaman, annesi onu pusetine koyarmış, beraber evlerinin yakınlarında gezintiye çıkarlarmış. Tırtılın bu dakikalarda hiç sesi çıkmazmış. Kocaman gözleriyle etrafını izlermiş. Her gördüğü şeyi uzun uzun izlemek istermiş, bu aralar en  büyük merakı kargalarmış. Yerde yürüyen kargaları dikkatle incelerken , uçtuklarını görünce  şaşırıyormuş.
Pusetle, kurumuş yaprakların üstünden geçerken çıkan ''çıtır çıtır'' sesler ona çok ilginç geliyormuş.
Minik tırtıl, çevresinde başka minik tırtıllar görünce de çok mutlu olurmuş. Geçen gün başka bir minik tırtılla yanyana otururken, tırtıl arkadaş ona koparttığı ekmekten bir parça uzatmış, bizim minik tırtıl ağzını kocaman açmış ve ekmeği hapur hupur yemiş. Tırtıl arkadaşın da hoşuna gitmiş. O ekmek vermiş , minik tırtıl yemiş. Biri vermiş , biri yemiş. 
Hayat minik tırtıl için tam bir eğlenceymiş. Her gün yeni bir şeyleri keşfederek büyüyormuuş. Kimbilir bu minik tırtıl  daha neler neler yaşayacakmııış.
Gökten üç elma düşmüş, biri sana, biri bana biri de minik tırtılın başınaaa...

Not: Bu masal, minik tırtıl Duru'ya ithaf edilmiştir.

27 Aralık 2010 Pazartesi

Kınalı kuzum

Canımın içi oğlum, nasıl da büyüdü. Artık herşeye verecek bir cevabı var. Her konuda bir fikri var. Bazen bir konuda bizim aklımıza gelmeyen fikirleri ortaya atıyor , şaşırtıyor bizi. Kendi çocukluğumu düşünüyorum, çok saf mı desem  ne desem , ben onun gibi değildim. Birisi bir soru sorsa , ''ne diyeceğim şimdi ben'' diye bakabilirdim insanların suratına. Şimdi çocuklar birşeyler sorunca biz bakıyoruz aynı şekilde.Günümüz çocukları erken olgunlaşıyor, herşeyin farkındalar. Sohbetleri farklı, ilgi alanları farklı...
Bugün eski video görüntülerini izledik birlikte. Durdu durdu, biraz üzgün bir ifadeyle;
_' Anne , ben eskiden daha tatlıymışım .'
_'Neden öyle dedin oğlum? Sen şimdi de çok tatlısın hatta eskisinden bile çok tatlısın, yakışıklısın.' dedim.
Pek tatmin olmuş gibi görünmedi. Acaba biz seyrederken videodaki Arda'ya fazla ilgi gösterdik,
_'Ooyy, agucuk , gugucuk...' dedik, onu mu kıskandı? Belki hala ona da agucuk yapmamızı istiyordur.
Artık sıkıştırmaya da gelmiyor ki. Kaçıveriyor yapmak isteyince.
Okullarında yılbaşı etkinliği vardı, sabah gömleğini ve kravatını sevinçle giydi, aynada kendisini adamlar gibi şöyle bir süzdü. Hazırdı. Ailecek okulun yolunu tuttuk. Öğretmenine teslim ettik bay tatlı kravatı. Sonra onların gösterisini seyredeceğimiz yere gittik. 15-20 dakika sonra geldiler, sıra sıra önümüzden geçerken , 6 senelik hayatı geçti gözümün önünden. Bir kaç saniyede doğurdum, emzirdim, salladım, avuttum, yedirdim , giydirdim oğlumu gözlerimle...
Geçtiler sahneye, başladılar hep bir ağızdan şarkılar söylemeye. Çok güzeldi, hepsi ana kuzusu, baba kuzusu, anneanne, babaanne, dede kuzusu... Bütün çocuklar analarının en güzeli , en yakışıklısıydı. Herkes kendi çocuğu neredeyse onu bulup gözleriyle sadece onu takip etti, o an sadece çocukları vardı. Ben de bunu yaşadım. O kalabalıkta en parlayan sanki benimkiydi.
Hayatın hep güzel olsun oğlum!
Şimdi bu satırları yazarken Sezen Aksu'nun ''Kınalı Kuzum'' şarkısı geldi aklıma. Oğlumun daha daha büyüdüğü zamanları düşündüm, gözlerim doldu...Kınalı kuzum büyüdün de adam mı oldun?..

24 Aralık 2010 Cuma

Beni koşulsuzca sevin!

Bugün televizyonda kanallar arasında gezerken, çizgi karakter bir çocuğun konuşması dikkatimi çekti. Ne anlatıyordu bu çizgi çocuk?
_'Ben otizmi olan bir çocuğum, otistik değilim! Siz düşünceleri, duyguları, yetenekleri olan bir birey misiniz? Yoksa sadece , şişman, gözlüklü ya da sakar bir kişi mi?'  diyordu.

Otizmi olan çocukların duyusal algıları bozuk oluyormuş , bize sıradan gelen sesler, hareketler onları aşırı derecede rahatsız edebilirmiş. En ufacık bir anons sesi bile onların aşırı reaksiyon vermesine sebep olabilirmiş. Koku, ses, dokunuş vs. birçok şeyle başa çıkmaları oldukça zor olabiliyormuş. Sosyalleşmeleri de bir o kadar güç oluyormuş bu çocukların, aslında istemediklerinden değil, nasıl yapacaklarını bilemediklerindenmiş. Çizgi çocuk diyorki , çocukların arasına nasıl girebileceğimi bilemem ama siz çocuklarınızı benimle arkadaşlık etmeleri için teşvik edebilirsiniz. Bazen böyle çocukları görmezden mi geliyoruz acaba? Bu reklam  filmini görmeseydim belki hiç ilgilenmeyecektim bile.
_'Benim ilgi alanlarımı keşfedin, o konuda beni yönlendirin belkide ileride bir Einstein ve ya Van Gogh olabilirim'
_'Öfke nöbetlerimin neden olduğunu  araştırın ' derken çizgi kahramanın ayakkabı bağının çözülmüş olduğunu görüyorum, aslında o an ağlayıp , fırtınalar koparmasının sebebi ayakkabısının bağının açık olması gibi bize çok basit gelebilen birşey olabilirmiş.
Asıl beni etkileyense şu oldu; OTİZM BENİM SEÇİMİM DEĞİL, BU DURUMU  BEN YAŞIYORUM, SİZ DEĞİL.

Evet bunu o çocuklar yaşıyor biz değil... Duyarlı olunmalı, onlara yardımcı olmak için birşeyler yapabilmeli.

 Tohum Otizm Vakfı'nın reklamına buradan ulaşabilirsiniz.

Atık piller nereye gider?

Günlük hayatımızda pilleri o kadar çok yerde kullanıyoruz ki, neredeyse bütün minik aletler pillerle çalışıyor. Özellikle müzikli çocuk oyuncakları en az 3 pille çalışıyor. Bu pillerin ömrü çok da uzun değil, bittiği zaman yenileriyle değiştiririz. Peki eski piller ne olur , çöpe mi atarsınız o pilleri? Çöpe giden pillerin hikayesini merak eder misiniz peki? Kısaca anlatayım; piller çöpe gittiği zaman çöp alanlarında yavaş yavaş bozulmaya başlarlar ve içlerindeki çoook zararlı maddeler toprağa karışır, sonra yer altı sularına ve sonra tekrar bize döner. Bu atıklar birçok ölümcül hastalığa sebep olabilirler.
Bu sebepledir ki atık pillerimizi çöpe değil pil toplama kutularına atmalıyız. Biz Arda'yla birlikte, çok uzun zamandır evde kullandığımız tükenmiş pilleri çevre yerlerde bulunan pil biriktirme kutularına atıyorduk. Araştırdım , bu kutular kimin? Nasıl temin edilir? öğrendim.  Bir kaç hafta önce de apartmanımız için bu kutulardan istedim ve bir kaç gün içinde gönderdiler. Bayram tatili için şehir dışına gitmiştik, döndüğümüzde kutunun içi birsürü pil doluydu, bu duruma  çok sevindim, demekki biri öncü olmalıymış bu işe.
Siz de merak ederseniz;http://www.tap.org.tr/ adresine bir göz atın. Buradan pil biriktime kutusu temin edebilir(ücretsiz), veya biriktirdiğiniz piller varsa arayıp, almalarını söyleyebilirsiniz.  Çevremizi zararlı maddelerden, atıklardan korumak bizim görevlerimizden biri olmalı. Çocuklarımıza da bu bilinci verebilmeliyiz.

Anne baba ve yanlış tutumlar çıkmazı

Çocuk yetiştirmede en çok problem olan şey anne babanın ortak kararlar veremeyip ayrı düşmeleri , hele ki bunu çocuğun yanında yapmak daha da beter. 
Doğru; çocuğun problemsiz, düşüncelerin rahatlıkla dile getirebildiği ve saygı duyulduğu bir ortamda, çocuğun da bir birey olduğunu kabul ederek  yaşamak...Hata ise; baba veya anne birşey dediğinde diğerinin dayanamayıp lafın ortasına atlaması... korumak ve ya değil, o an olan yanlış durumu ortadan kaldırma isteği, işlerin daha da yanlış yerlere gelmesine sebep olur. Belki ebeveynler çocuklarının kendini savunabileceğini unutuyor ve saygısızlığın bir çeşidini yapmış oluyorlar.
_''Bu çocuk beni takmıyor! Senden yüz buluyor!'' cümleleri ortaya çıktığı  zaman nasıl bir durumun içine doğru gidiliyor görmek üzücü. Ortak biryerlerde buluşmalı ama nasıl? Bu konuda çeşitli kitapları ve internetteki yazıları takip etmek mümkün. Çocuğun yanında farklı düşüncede bile olsanız belli etmeyin o yokken halledin yazıyor çoğunda. Tabi dayanabilene...o yokken kısmına gelebilmek ve sorunu halledebilmek. olması gereken.

Bir çocuğa 'adam gibi davran' derken ne demek ister insan aslında?. Bir çocuk 'adam gibi' nasıl olur?
Bir çocuğa bağırıp onu sindirmek , kendi doğrularını onun doğruları yapmaya çalışmak, kendi çocukluğunda yaptıklarını, yapabildiklerini çocuğuna yaptırmamak, sürekli olarak YAPMA kelimesini kullanmak... o çocuk için neler ifade eder? Bu kelime ve cümleler kullanıldığında çocuk neler hisseder? Nasıl davranır? Zaten YAPMA demek aslında YAP komutunu vermek olmuyor mu? Siz YAPMA dedikçe çocuk daha fazla daha fazla yapmıyor mu yapacağını?
Demem o ki; anne baba tutumu çocuk yetiştirmede başrol oynuyor, bir gün o çocuk ta büyüyecek ve bir aile içinde başrol oynamaya başlayacak. Daha fazla düşünmeli , daha iyiye doğru gitmeye azmetmeli...

22 Aralık 2010 Çarşamba

Emzirme Reformu Sobesi

Biraz önce Blogcu Anne'nin yazısını okudum Emzirme Reformu için yeni birşey yapmak için kolları sıvamışlar ve sorular oluşturmuşlar. Bizden bu soruları cevaplamamızı ve arkadaşlarımıza paslamamızı istemiş. Ben de hemen soruları cevaplamaya başlıyorum.


(1)  Türkiye’de ilk altı ay sadece anne sütü alan bebeklerin oranı sizce yüzde kaç? (*)
Ben %60-%70 diyordum. Ama yazının sonunda böyle dememiş. %1.3 demiş. Şaşırdım.
(2) Siz bebeğinizi ne kadar süre anne sütü ile beslediniz?
Ben şu an 6 yaşında olan oğlumu 5.5 ay emzirebilmiştim. Şu an 9 aylık kızım var onu hala emziriyorum , ne kadar emzirebilirsem ve o ne kadar isterse devam.
(3) Kaç ay doğum izni kullandınız?
Çalışmıyorum
(4) Yasal süt izninizi kullanabildiniz mi?
---
(5) Emzirdiğiniz ya da süt iznini kullandığınız için iş yerinde mobbing (tepki, işi bırakmanız için baskı) ile karşılaştınız mı?
---
(6) Bebeğinizi toplum içinde, dışarıda emzirmeniz gerektiğinde sıkıntı yaşadınız mı?
Sıkıntı yaşamıyorum, istediğim yerde emziriyorum.
(7) Emzirme konusunda desteğe ihtiyacınız oldu mu? Gerek emzirme danışmanlığı, gerekse psikolojik olarak yeterince destek bulabildiniz mi?
İlk doğumumda almak isterdim. (Daha bilinçli olmak açısından)
(8) Emzirdiğiniz süre boyunca etraftan “sütün yetmiyor, mama ver, bu çocuk meme emmek için çok büyük” şeklinde baskı gördünüz mü?
İlk doğumda çok söylendi , sütüm mememden fışkırır gibi çıkarken bile ''bu çocuk doymuyor'' denildiği oldu ve ben buna çok taktım, formül mama verdim.
İkinci de kimseyi takmadım, 9 aydır problemsiz emziriyorum.
(9) Emzirme Reformu’nu biliyor musunuz? Sizce Emzirme Reformu neden gerekli?
Evet. Emzirme Reformu bebeklerimiz için çok önemli, bir bebek anne sütünü yeterli derecede almalı ki bağışıklık sistemi güçlü olsun, sağlıklı olsun. Anne ile bebek arasındaki bağ kuvvetlensin. Anne sıcaklığını arayan bebek bu durumdan mahrum kalmamalı diye düşünüyorum. Bir bebek en az 6 ay anne sütünü doya doya almalı. Çalışmak zorunda olup bebeğini emziremeyen arkadaşlarım var, bazılarına süt sağmak için izin dahi verilmiyor.  Emzirme Reformu kesinlikle dikkate alınmalı.
(10) Emzirme Reformu’nu web sitesinde desteklediniz mi? Destek olmak için http://www.emzirmereformu.com/ adresindeki formu doldurmanız yeterli.
Yukarıdaki soruları yanıtladıktan sonra, veri takibi yapabilmek açısından yazınızın linkini bilgi@emzirmereformu.com adresine gönderiniz
Evet destekledim.

Siz de soruları cevaplayıp yukarıdaki linkler aracılığıyla Emzirme Reformu sayfasına ulaştırabilirsiniz.

Hastalık bayrak yarışı

Ne zamandır yazı yazamadım, her an aklımda ama vakit bulmak, bilgisayar başına geçmek benim için şu ara çok zor oluyor. Ardanın  şiddetli öksürük ve burun akıntısıyla başlattığı hastalık bayrağını Duru aldı. Arda'da ateş olmamıştı Duru'nun hastalığına ateş eşlik etti. 2-3 gün sürdü.Geçen hafta iki güne bir doktorumuzu ziyaret ettik. Bronşiyolit olmuş. Buharla ilaç tedavisiyle iyiye doğru bir gidiş var. Burun akıntısı kesildi şükür ama öksürük hala devam ediyor. İştah sıfır. Sadece anne sütü.
Doktorumuz, evin 22 dereceden sıcak olmaması gerektiğini üstüne basa basa söyledi. Eğer bunu yapmazsak daha çok ziyaret edermişiz onu.

-'Kalorifer petekleri kapalı olsun , evi sürekli havalandırın' diye tembih etti. Evin tüm peteklerini kapattım ama sıcaklık 24 dereceden aşağı inmiyor.
Çevremden soğan suyu, kara turp içine konulan bal formülü, ıhlamur karışımları tavsiyeleri aldım ama uyguladın mı diye sorarsanız uygulamadım. Akışına bıraktım herşeyi.
Bir de şu Pvc pencere sistemleri yok mu beni çok sinirlendiriyor. Sabaha kadar camlarda buhar oluyor, sabah bu manzarayı görünce de benim saçlarım diken diken. Eskiden ahşap çerçeveler vardı ve hava akımı olduğu için bu tür nem olayları olmazdı şimdi Pvc geldi herşey bozuldu. Sağlığı resmen tehdit ediyor. Neyse bir çözüm yolu varmış, araştırıyorum bakalım.


Sonuç olarak hastalıklar her kış olduğu gibi bu kış da bizimle birlikte hem de ikiye katlanmış olarak.
Çok iç karartıcı gördüm kendimi, hemen bir olumlama düşünmeliyim... :)

6 Aralık 2010 Pazartesi

Orhan Kardeşler

Çağdaş :
_'Bir çocuk hiç çocuk, iki çocuk çok çocuk' demişti.
Bir anlam verememiştim, meğer öyle bir söz varmış. İki çocuk zor gerçekten de. İkisine de yeterli vakit ayırmak, ikisiyle de en güzel şekilde ilgilenmek isterken gün bitiyor. Duru bana çok bağımlı bir bebek, yanımdan ayrılmak istemiyor, odada onu yalnız bıraktığım anda çığlıkları basıyor. Arda'yla başbaşa birşeyler yapmak istiyorum, örneğin gece koyun koyuna yatmak...en basiti bu; ona sarılmak, göğsüme yatırmak, masal anlatmak, kitap okumak, sorularını sıkılmadan cevaplamak istiyorum. Onunla dışarı çıkıp, ne isterse yapmak, peşinden çocuklar gibi koşmak istiyorum. Buna onun da ihtiyacı var benim de.
Arda duygusal bir çocuk, merhametli birkere, sevecen... Onun kırılmasını , üzülmesini hiç istemiyorum. Kardeşini kıskanabilir, bunu açıkca bana zaten söylüyor;
_'Benimle de ilgilen, bana da sarıl, beni de koynunda uyut anne.' diyebiliyor. Onu o kadar iyi anlıyorum ki. Canım benim , güzel oğlum. Elimden geleni yapmaya çalışıyorum onun için.
 Çağdaş'a da çok iş düşüyor bu konuda benim eksikliğimi onun tamamlaması gerek, o da elinden geleni yapıyor. Arda babasını çok seviyor, onunla olmaktan çok mutlu, onunla özel birşeyler paylaşmak keyif veriyor. Onları oyun oynarken seyretmek hoşuma gidiyor benim de. Arda'nın mutluluğu gözlerinden okunuyor o vakitlerde...

Kardeş kıskançlığını en az zarar verecek şekilde atlatabilmek için neler yapabiliriz uzun uzun düşünüyorum.
Aklımda bu konuda birkaç şey oluştu:
  • Arda kardeşi hakkında kötü birşey söylemek istediğinde onu engellemeye, susturmaya çalışmamak.
  • Duygularını dile getirmesi konusunda ona destek olmak
  • Söylediklerine yorum katmadan onu anladığımızı belirtmek
  • İkisini de çok sevdiğimizi, ikisinin de bizim çocuklarımız olduğunu belirtmek ( O bizim ilk göz ağrımız bunu dile getirmekte bir sakınca görmüyorum)
  • Kardeşi oldu diye ona olan sevgimizde bir azalma olmadığını davranışlarımızla ve konuşmalarımızla belli etmek.
  • Kardeşine karşı kışkırtıcı davranışlarda bulunmamak.
  • (İleriki zamanlar için) ikisinin arasında bir problem olduğunda karışmamak, kendilerinin çözmesi konusunda telkinlerde bulunmak.
  • Onların da kendilerine ait özel alanları olduğunu , özel eşya ve oyuncakları olduğunu belirtmek, anlamalarını sağlamak
  • Arda'nın oyuncaklarına Duru'nun izinsiz dokunmasını , Duru'nun oyuncaklarına da Arda'nın izinsiz dokunmasını engellemek
  • İkisinin de farklı karakterlerde olduğunu kabul edip, zorlayıcı isteklerde bulunmamak, kızmamak, anlamaya çalışmak.

Bunları evimizde uygulamaya çalışıyoruz, belki daha iyisini de yapabiliriz, zamanla herşey çok daha iyi oturacak yerine. Herkes bu yeni duruma alışacak.
Ailemin fertleri , size sesleniyorum: Hepiniz benim için çok değerlisiniz, hepinizi çook seviyorum, kendimi de :)



3 Aralık 2010 Cuma

Anneyi emzik mi sandın kızım sen?

Duru , memede uyumaya fena alıştı, yemek yese de meme almadan uykuya geçmek istemiyor, böyle devam etmeli mi yoksa memesiz uyumaya mı alıştırmalı bilemiyorum. 2 gündür memesiz uyusun diye uğraşıyorum ama öyle ağlıyor ki dayanılır gibi değil, hep o galip:) savaş çıktı aramızda galiba galip falan.. O ne isterse o olsun diyeceğim sanırım... 15 yaşında da beni emecek değil ya sıpa. Bu günleri ararım elbet. Geçen akşam Çağdaş'la konuşuyoruz
'_Şaka maka Arda seneye okula başlıyor.' dedim ve gözlerim doldu. Bir an önce büyüsün isteyen ben değil miydim?! Al büyüdü işte ve hızla büyümeye devam ediyor. Bir an tekrar bebek olsa da o minik ayacıklarını öpsem dedim içimden. Canım benim yaa büyüyor adam olma yolunda...
Duru kızım benim; sen yavaş büyü tamam mı? tadını çıkaralım bebekliğinin.

Canımın parçası bu çocuklar...  Seviyorum onları hem de çooook

30 Kasım 2010 Salı

'Al Oyna Ver' mi o da nesi?

Evimizin içi küçük bir oyuncakçı gibi. Artık Arda'nın odasında nefes alacak yer kalmadı desem yeridir. 'Bizim zamanımızda' diye başlayan cümleler genelde yaşımın yavaş yavaş ilerlediğini hatırlatsa da evet bizim zamanımızda çok oyuncağımız olmadığı  için midir nedir dışarıda hoşumuza giden herşeyi 'aman oğlan eksik kalmasın' dermiş gibi eve topluyoruz , sadece o değil bizim de hoşumuza gidiyor oyuncak almak. Nasıl gitmesin öyle güzel oyuncaklar varki insan kendini tutmakta zorlanıyor. Çağdaş'la karar verdik birkaç haftadır oyuncak almıyoruz. Arda için zor oldu tabi oyuncakçıya her uğradığımızda ufak birşey de olsa almaya alışmış olduğundan şimdi almadığımız için biraz üzgün. 'Bu çocuk hiç değer bilmiyor' demeye hakkımız var mı bilmiyorum.  Değer vermesi için oyuncağı her an değil ara sıra almalı , kendi başına birşeyler üretmesini sağlamalı...Bunca seneden sonra bunu yapabilir miyiz? İstikrarlı olursak, yapabiliriz.
Arda'ya 6 senede aldığımız fuzuli oyuncakların parasını biriktirseydik eminin çok yüklü bir miktar olmuştu.
Bu oyuncaklara daha sonra ne oluyor diye sorabilirsiniz. Daha önce KEDV'in Oyuncak Kütüphanesi kampanyasına yüklüce bir bağış yaptık. Geçen hafta toparladığımız 2 kocaman torba oyuncağı da gene Oyuncak Kütüphanesi'ne bağışlamak suretiyle birsürü çocuğu sevindirdik. Tamam çocukları sevindirmek güzel ama kendi çocuğumuzun da değerbilir olması için artık bu hızlı tüketim olayına son noktayı koyduk.
Geçen gün  internette gezinirken çok güzel bir siteye denk geldim. Ben de tam buna benzer birşeyler arıyordum zaten. Oyuncak kiralama sitesi 'Al Oyna Ver' ; evet bu siteden oyuncak kiralayabiliyorsunuz. Çocuğunuzun ayına göre istediğiniz oyuncağı seçiyorsunuz, 1 ay , 2 ay, 3 ay istediğiniz süre için kiralıyorsunuz, kira süreniz bitince de geri yolluyorsunuz. Sadece oyuncak değil, puset, kanguru gibi eşyalar da mevcut. Çoook güzeel diyerek hemen siteye üye oldum. Duru için birkaç oyuncak almayı düşünüyordum hemen bu düşüncemden vazgeçip siteden kiralamaya karar verdim. Bir emekleme arkadaşı bir de müzikli güzel bir oyuncak seçtim. Eh ben bununla uğraşırken Arda 'da gördü ve tabiki gözüne kestirdiği ve ne zamandır almak istediği bateriyi seçiverdi. Birşey diyemedim. 'Duru'ya alıyorsun bana yok' diye lafı yapıştırmasından korktum açıkcası. Ertesi gün oyuncaklar  geldi. Gayet temiz ve yeni görünüyorlardı. Gerçekten temiz olduklarından  nasıl emin olacağım dediğinizi duyar gibiyim. Site de bununla ilgili geniş bir bilgi var. Tek oyuncağın yarı fiyatına 3 adet markalı oyuncağı kiraladım. Eve gelen kutuyu heyecanla açtık Arda'nın baterisini kurduk ve müzisyen kişilik oyuncağının başına kuruldu. Emekleme arkadaşını da Duru'nun önüne koyduk , kelebek müzik eşliğinde ilerliyor, bizim kız da onun peşinden :)
Çağdaş :
_'Bu oyuncakların olduğu sitede yeni bir beyin ve kulak da kiralayabiliyor muyuz ? ' diye sordu.. :)
Eh ,Anne baba olmak böyle birşey hayatım, yeni beyin yeni kulak yok :) Onun yerine çocuklarımızın mutluluğu ve bizim artan sabrımız var...
Sonuç olarak Al Oyna Ver sitesinden memnun kaldım , bundan sonra oyuncağa çok para verip , evde oyuncak dağları oluşturmak yok... evet sevdim bu işi.

22 Kasım 2010 Pazartesi

Bayram tatili

Bayram tatili uzundu ama bana kısa geldi, hem de çok kısa... Ankara'ya ailelerimizin yanına gittik. Duru'nun ilk ziyaretiydi. Ben aylardır gitmemiştim, çok özlemişim...Arda çok sevindi orada olduğuna, hatta dönmek istemedi, bir ara burada yaşayalım bile dedi ama sonra okulu ve arkadaşları aklına geldi vazgeçti...
Bayramın ilk günü malesef tatsız başladı bizim için. Sabah kalktığımızda Arda'nın ateşi vardı. Zaten ondan önceki akşam halsiz gibiydi, doğru dürüst birşey yemedi. Ateşi olunca çok keyifsiz oluyor, yerinden kalkmadan oturması garip geliyor bize, normalde o kadar hareketlidir ki atom karınca gibi bir sağda bir solda, bir kapı arkasında bir koltuk üstünde takip edemezsiniz onu.
Oturduğu yerde kaldı bütün gün daha çok da uyuyarak geçirdi. Kustuğu zaman anladık ki mideyi de üşütmüş. Hava çok güzeldi Ankara'da üstüne birşey giymeden bahçede oynadı terledi, üşüdü falan falan.. Hastalık bayramlarda bizi ziyaret etmeden yapamaz zaten bi elimizi öper öyle gider..

Bu tatsız durumdan sonra herşey çok güzeldi, annemle , ablalarımla güzel vakit geçirdim. Özlediğim Ankara havasını bol bol içime çektim. Kısa da olsa sokaklarında dolaşmak ruhuma o kadar iyi geldi ki...Çok özlemişim...Özlediğim bir kişi daha  vardı ki onu da ziyaret ettim , onu çok sevdiğimi , çok özlediğimi, fısıldadım... toprağına çiçekler diktim... Canım babacım nurlar içinde yatsın inşallah.

Bu bayram söz verdiğim hiçbir arkadaşımla görüşemedim, koskoca 9 güne sığdıramadım herşeyi malesef, onlardan da özür dilerim.

Bayramı da Duru'nun ateşiyle kapattıktan sonra evimize geri döndük... İki çocuk , iki ateşli hastalık.. Herşey ikiye katlandı...

Yine de çok güzeldi...

12 Kasım 2010 Cuma

Sebze yedirememe bir sorun mu?

Neden bazı bebekler katı gıdalara geçerken hiç zorlanmazken , bazıları annelerine zorluk çıkarmak için elinden geleni yapar? Bunu enine boyuna araştırmalı aslında.. Annenin hamileyken yediği yiyecek tatlarına yakın bir damak tadı olurmuş bebeklerin. Evet bu doğru olabilir Arda'ya hamileyken kocaman bir çikolatayı cuk diye mideye indiren ben, şimdi
-'Çocuğum fazla yeme şu çikolatayı' desem dinler mi beni?
Neyse efendim benim bu araki problemim Duru'nun sebze yemeklerine burun kıvırıyor olması.. ama bu baştan beri böyle değil , ilk zamanlar ağzını kocaman açıyordu, şimdi bir kilit uğraş ki açasın.. Ne denediysem olmadı sebzeyi tek denedim, iki sebzeli, üç sebzeli karışık sebzeli , pirinçli, bulgurlu, etli .. yok kızımıza beğendirmedim.. Acaba hasta olduğu için mi (öksürük var ve sümüklü bu ara) yediremiyorum yoksa hanımefendi ben hamileyken ne yediysem onu mu yemek istiyor?!?
Bi konuşsa neymiş derdi ben de anlasam.. Yemek vakitlerini stresli bir hale sokmamaya özen gösteriyorum, yemezse zorlama yok.. anne sütü veriyorum, belki de ;
-'Oooh ben yemeşşem annem memeşini veyiyoy yaşaşıın ' diyor ve ağzını açmıyor da olabilir hınzır kedi.
Ben bütün bu yememe durumunun sorumlusu olarak bu hastalığı görmek istiyorum ve inatla kızıma hergün farklı birşeyler sunuyorum.. elbet yiyecektir ama bu kısa zamanda olursa çok sevineceğim..
Kendime bir olumlama yapıyorum hemen( bu satırı okuyup sırıtacak :) kişiyi de biliyorum)
-'Ben çok lezzetli sebze yemekleri yapıyorumm , kızım bu yemekleri iştahla yiyorr, ben sebze yemeklerinin  ustasıyıımm, kızım bu lezzetli yemekleri hak ediyor, ben.. benn.. başka bişey bulamadım :))

8 Kasım 2010 Pazartesi

Ağaçlarımız kesilmesin..

Hafta sonu apatman görevlimiz elime bir kağıt tutuşturdu,
_'Diktiğimiz ağaçlar kesilecek, yol geçecekmiş evin önünden.'
_'Kesilecek mi? Yol mu yapılacak?'
_'Evet, bunu engellemek için çalışma başlatıldı kağıtta yazıyor.'
_'Sağolun.'
Kapıyı kapattım ve kağıttakileri okumaya başladım:
Seyrantepe’de Ağaç Katliamı!
07.11.2010
Yol yapımı için 1.800 ağaç kesiliyor..

Şişli Belediyesi ve Ayazağa Oyak Sitesi sakinlerince 1.800 fidan ile ağaçlandırılan ve özveriyle korunan yeşil alanda 15 yıllık ağaçlar yol yapımı için yok ediliyor.

İdare mahkemesince iptal edilen nazım planı değişikliğine rağmen, plan değişiklikleri ile Cendere – TEM bağlantı yolu projesi kapsamında yapım maliyetini düşürmek için ağaçlandırılmış alan feda ediliyor.

10.000 kişinin yaşadığı Ayazağa Oyak Sitesi sakinlerinin yolun 20 metre aşağıdan geçirilmesi için bugüne kadar yaptığı sayısız başvuruya rağmen, çevreye olumsuz etkileri düşünülmeksizin ağaçlar kesilmeye başladı.

Tüm basın ve sivil toplum kuruluşlarımızı bu konuda duyarlı olmaya çağırıyoruz.

Ayazağa Oyak Sitesi sakinleri
Ben de ne yapabilirim diye düşündüm, arkadaşlarıma mail attım, severek takip ettiğim Blog yazarlarına(Blogcu Anne) mail attım, Facebook'ta sayfa açtım (Blogcu Anne Elif'e teşekkürler) Daha fazla insanı haberdar etmek için uğraşıyorum.Lütfen  bu satırları okuyorsanız, siz de destek olun. Ağaçlarımız , nefesimiz kesilmesin.Soluduğumuz egzoz gazı değil , ağaçlarımızın yarattığı güzel hava olsun..Çocuklarımız gri yollar yerine (yollar gerekli , sadece yeşil alan olmayan bir bölge seçilsin yol yapmak için) diktiğimiz yeşil ağaçlarımızı görsün..

7 Kasım 2010 Pazar

Annelik üzerine..

Kaç gündür yeni birşeyler yazamadım, minik Duru hasta oldu. Ben de bir kaç gündür kendimi iyi hissetmiyordum, nezlenin köşesinden döndüm diyebiliriz. Ben toparlandım ama Duru'ya bulaştı sanırım. İlk gün burnu akmaya başladı , hapşıra hapşıra bir hal oldu..
Anne olmak gerçekten çok büyük sorumluluk getiriyor insana, sorumluluğu bırakın bir kenara anne yüreği başka birşey gerçekten..Çocuklar hasta olunca onların yerine hasta olmayı istiyor insan..Gözünüzün önünde çiçek gibi soluyorlar, elinizden geleni yapıyorsunuz iyileştirmek için, gece uyumuyorsunuz, nefesini dinliyorsunuz, bir göz hep açık, daha çabuk iyileştirebilmek için neler yapılabilir diye hep bir uğraşı hali.. Böyle zamanlarda annem geliyor aklıma.. Canım annem ben hasta olduğumda şu an benim çocuklarıma yaptığımın aynısını hatta belki de daha fazlasını yapardı bana.. kaç gece uykusuz kaldı kimbilir, kaç sabah yarı uykulu işinin yolunu tuttu.. hiç bir gün şikayet ettiğini de duymadım.İnsan anne olunca annesinin kıymetini daha iyi anlıyormuş. O zamanlar görmüyorsunuz bunları, o sizin için didinirken hiçbir yaptığı gözünüze görünmüyor ama seneler sonra , işte böyle iki çocuklu bir anne olunca herşeyi dün gibi hatırlayıp , her gün için ayrı ayrı teşekkür etmek , yaptığım hatalardan dolayı özür dilemek geliyor içimden.. Onu çok sevdiğimi daha fazla söylemek istiyorum, her gün arıyorum   sesini  duymak için..
Şu an bile canım sıkılsa, ilk aradığım kişi annem oluyor.. Ben üzülünce üzülen ben sevinince daha çok sevinen..Annem.. Seni çookk seviyoruuum :)
Annelik.. hiç bitmeyen , hayat boyu devam eden, çok zor, bir o kadar da güzel duygu.. İyi ki anne oldum bende, iyi ki bana 'anne' diyen ve diyecek olan iki tatlı çocuğum var..Allah bana güç verdikçe her zaman onların arkasında olacağım, tıpkı annemin benim arkamda olduğu gibi..

1 Kasım 2010 Pazartesi

Anneler ve kızları..

Hafta sonu bir kitabevinde dolaşırken gözüme ilişen ilk  kitap oldu..Çok merak ettim içinde neler yazıyordu acaba bu kitabın. Bu konuda bir kitap yazıldığına göre gerçekten içinde önemli birşeyler olabileceğini düşündüm. zaten yazarı da İlkim Öz olunca hemen aldım kitabı.
Kitabın adı 'Anneler ve Kızları'ydı..

Hamilelik kontrolünde doktorumun -'Arda'ya bir kız kardeş geliyor' dediğinde yaşadığım duyguları hiç unutamam. Çok sevinmiştim. Bir oğlumuz var ve bir de kızımız olsa ne kadar güzel olur diye hep düşünürken doktor kız değince yüzümdeki ifade dudaklarımın kulağıma değmesi, içimdeki duygu da şaşkınlık ve bir heyecan patlamasıydı sanırım.. inşallah sağlıklı olur , eli yüzü düzgün olur diye dua etmiştim.
Kızım doğalı 7 ay geçti, onu kucağıma ilk aldığımda bu bebek benim mi diye sormuştum iyi hatırlıyorum, sanırım her anne bunu yaşamıştır.
Kız çocuklar erkek çocuklarından daha farklıdır derlerdi ben de ne gibi bir farkları olabilir ikisi de çocuk işte derdim. Gerçekten kız çocuklar farklıymış, daha 7 aylık olmasına rağmen küçültülmüş bir kadın var sanki karşımda.. Konuşamıyor ama hareketleriyle, çıkardığı seslerle ne istediğini öyle güzel anlatıyor ki. İstediği birşeyi eline geçiremediyse alana kadar vazgeçmiyor.
Babasına gözlerini süze süze bakıyor , abisine en sevimli halleriyle gülücükler atıyor.. sanki kimi nereden vuracağını biliyor gibi..
 -'Bu kız sanırım biraz cadı olacak' diyorum eşime bazen.
Kimbilir Duru hanımla neler yaşayacağız?

Gelelim aldığım kitaba;

İlkim Öz;anneler ve kızları arasındaki güçlü ve özel sevgi bağının mutlu bireyler oluşturmasıyla nasıl sağlıklı bir topluma dönüşebileceğimizi anne kız ilişkisinin gelecek kuşaklar üzerindeki güçlü etkisini yalın bir dil ve çarpıcı örneklerle veriyor.
Bir kızının varsa şanslısınız, çünkü o sizin ömür boyu en iyi arkadaşınız olacak; ancak zor günleri el ele ve omuz omuza atlatabilirsiniz..
Kitaptan bir kaç satır işte böyle...

İçeriğinde kızınızın  doğumundan evliliğine kadar yaşayabileceğiniz durumlarla ilgili bir sürü güzel bilgi var. Örneğin ; kızınızı emzirirken düşüncelerinize dikkat edin diyor , o herşeyi hissedermiş ..

Ben kızımla şimdiden özel birşeyler paylaştığımı hissediyorum, onun her yönden  sağlıklı ve mutlu olabilmesi için elimden geleni yapmak istiyorum..Duru kızımı  çok seviyorum.. :)


29 Ekim 2010 Cuma

Perküsyon kursu

Arda'nın cumartesi günlerini eğlenceli hale getiren bir etkinliğimiz var. Yaz tatilinden dolayı ara verdiğimiz , şimdi yeniden başladığımız perküsyon kursu..
Üç aşağı beş yukarı aynı yaşlarda olan bir grup çocuk öğretmen eşliğinde perküsyon, yani ritm öğreniyorlar.. O küçücük ellerin yaptığı şeylere inanamazsınız, harikalar.. biraz gürültü patırtı da olmuyor değil tabi ama hangi toplulukta olmuyor ki.. Arda bu perküsyon derslerini çok seviyor, dersler dışında duyduğu her müziğe de eşlik etmeye çalışıyor kendince.
Perküsyonun matematik zekasını geliştirdiğini okumuştum
Matematik zekası ne olursa olsun , önemli olan oğlumun bu işten zevk alıyor olması.. Bazı ebeveynler varki çocuğu illa birşeyler yapsın diye uğraşır, o yüzme senin bu keman dersi benim, yok olmadı piyano çalsın, özel ders aldıralım aman birşeyden geri kalmasın diye ha babam de babam çocuğu sağa sola koştururlar,  bu perküsyon derslerinden birinde Arda'yı beklerken eşimle beraber şahit olduğumuz bir olayı paylaşmak istiyorum; Anne çocuğunu zorla getirmiş belli, çocuk ne derse girmek istiyor ne de birşey çalmak.. anne ısrarcı :
- Çalıcaksın! Bak çok fena olur, ben kalktım seni buralara kadar getirdim,
Çocuk istemiyorum diyor anne ısrar ediyor hala
-Sen evde görürsün diye bir de tehdit ediyor..
O an o anneye birşeyler söylememek için zor tuttum kendimi.
Demem o ki çocuğun istekli olması çok önemli.
Arda , tatilden döndüğümüzden beri
-Anne ne zaman gidicez perküsyona diye soruyor
Ben de özellikle tekrar tekrar soruyorum
-Oğlum emin misin, gitmek istiyor musun gerçekten? diye.
O annenin durumuna asla düşmek istemiyorum çünkü.. Ben istiyorum diye değil o istediği için olsun..
Bu perküsyon kursuyla nasıl mı karşılaştık?
Arda'nın okulu bir gezi düzenlemişti o zaman gittiler hep birlikte, öğretmeni Arda'nın kulağının çok iyi olduğunu, perküsyon eğitmeni Engin Bey'in onu çok beğendiğini söyledi, Arda o günden sonra evde her yeri davul yaptı. nerede müzik duysa ritm tutmaya çalıştı. Ben de sordum
-Oğlum seni o kursa götürelim ister misin?
-Evet
işte o gün bugündür bir perküsyon kursumuz var..
Merak ederseniz http://www.gurkeyperkusyon.com/

27 Ekim 2010 Çarşamba

Süt ve içindekiler..

Bu ara yiyecek ve içeceklerle ilgili duyduğum şeylere inanmak istemiyorum, bunları duydukça nereye gidiyoruz böyle diye düşünüyorum.. seneler sonrasını gözümde canlandırasım gelmiyor..

Ben bir mail grubuna üyeyim. Burada emziren anneler toplandık, çocuklarımızla ilgili deneyimlerimizi, bilgilerimizi paylaşıyoruz, bilmediklerimizi de bu sayede öğreniyoruz.
Geçen gün şöyle bir mail vardı:
Hangi marka süt içilebilir?
Ben de merak ettim ve içeriğine baktım; içtiğimiz sütlerin hepsinde süt tozu varmış ve kutuların üstünde kesinlikle içerik belirtilmiyormuş.. Biz de saftirik gibi süt içiyoruz diye seviniyoruz halbuki içtiğimiz sütün içinde süt tozu var. Sadece sütte değil yoğurtta da kıvam arttırıcı olarak kullanılıyormuş.
Süt tozunun içinde melamin adlı bir madde var ve bu kanserojen bir maddeymiş.. Aman tanrım çocuklarım var benim; sağlıklı büyütmeye çalıştığım çocuklarımı elimle zehirleme  gafletine tabiki düşmeyeceğim!
Bir zamanlar bir reklam dönerdi televizyonda; çocuk maviş gözlerini kocaman açarak bir bardak süt içer , o süt içerken de bir ses açıkta alınan sütlerin ne kadar sağlıksız ne kadar bakterili olduğundan bahsederdi..
ve
-Sağlıklı ambalajında kutu süt için derdi..
Biz de ona inandık  ve %100 Doğal sandığımız  kutu sütlerimizi aldık,lıkır lıkır içtik.
Ama hata mı ettik ?
Bu konu hakkında Çapar Kanat bey çok güzel bir yazı yazmış.
Bu yazıyı mutlaka okuyun ve siz de benim yaptığım gibi ilk iş olarak Tarım Bakanlığına dilekçenizi yollayın.

Ne içtiğimizi ne yediğimizi bilmeye hakkımız var. Sağlıklı diye şimdiye kadar kimbilir neler yedik içtik biz.. Margarine bile sağlıklı diyen reklamlar yayınlanıyor bu ülkede..
Hepimize sağlık, sıhhat,  bol ve ucuz organik yiyecek ve içecek bulduğumuz bir ülke diliyorum...

26 Ekim 2010 Salı

Arda'nın Starbucksçılık oyunu..

Nedir?
İşte budur..
Benim oğlum pek bi yaratıcı, annenin dinlenme dakikalarından bile bir oyun çıkarabiliyor.
Nasıl mı?
Annesi kahve içmek istedi o da kahve olayına aynen kendini dahil etti.
-'Annee, ben şimdi garsonmuşum, sen de Duru'yla müşteriymişsin benden kahve istemişsin tamam mı?
-'Tamam.' 
(Bu oyun hoşuma gitti çünkü hem oturup kahvemi içeceğim hem de oğlumla oyun oynayacağım, yaşasın)
-Anne , Hadi başla. Garsoon diye beni çağır, burası Starbucks dedi.
-Starbucks!?!??
Hayatımıza nasıl girdi şu kahve dükkanı kültürü ? Çocuk bile etkilenmiş, burası strabucks diyor.
-E hadi öyle olsun bakalım; garsoon..
-'Buyrun, hoşgeldiniz, ne istemiştiniz?'
 Ben bir sütlü kahve alayım tek şeker mi desem yoksa bi caramel macchiato mu istesem ?? bi an düşündüm doğrusu.. Neyse sonra vazgeçtim sütlü kahve dedim, onu da bilmeyiversin..
-'Ben bir sütlü kahve alayım, tek şekerli olsun lütfen.'
-'Hemen geliyor.'
Duru'nun dolabını mutfak yaptı, içinde birşeyler yapıyor gibi yaptı ve geldii.
(Bu arada ben kahvemi daha önceden hazırlamıştım, elimdeydi.)
-'Anne kahveni ben sana vermişim gibi yapalım.'
-'Buyrun kahveniz.'
-'Teşekkürler garson bey!'
-'Afiyet olsun, başka birşey isterseniz ben burdayım.'
Biraz sonra Arda ıslak mendil paketinden bir mendil çıkardı ve
-'Ağzınızı da silelim' diyerek bi güzel sildi ağzımı.
-'Vaavv!! Sınırsız hizmet diye ben buna derim :)
Gaza geldi.
-'İsterseniz, kızınız için de şurda karyola var uyutabilirsiniz'
-'Ooo, müessesenize bayıldım doğrusu!'

Arda bu oyunu çok sevdi, şu an bile hala devam ettiriyoruz, ben dükkanda laptop'umla çalışıyor gibi yapıcakmışım... :)




Toy Story ve duygusal devinimlerim..

Annelik beni pek bi sulugöz yaptı, herşeye gözlerim dolabiliyor. Bana Beton Raziye diyenler olurdu mesela, artık Beton Raziye yerini pambuk Raziye'ye  kaptırdı ?
Geçen gün ailecek Toy STory 3 'ü seyrediyorduk Andy(oyuncakların sahibi çocuk olur kendisi) büyümüş ve artık üniversite yaşına gelmiştir, haklı olarak oyuncaklara ilgisi azalmıştır , annesi ona oyuncaklarını toplamasını söyler ve film böyle başlar oyuncaklar Andy'i o kadar çok seviyorlardır ki ondan ayrılmak istemezler falan falan... sonunda Andy oyuncaklarını onlara değer veren bir kız çocuğuna hediye eder ve arabasına binerek uzaklaşıır.. ve benim de gözlerim dolar, yaşlar yanaklarımdan damlar.. neden diye sorabilirsiniz, şundan:
Ben filmi seyrederken sadece Andy'i seyredermiş gibi düşünmedim, sanki Arda büyümüş , üniversite çağına gelmiş ve evden ayrılıyormuş gibi geldi bir anda, şu hale bakar mısınız? Daha çocuk 6 yaşına gelmeden ben üniversiteye gönderdim bi de arkasından ağladım.. of of
Bu arada Barbie ve Ken'i seyrederken de bir o kadar güldüm , Bihter ve Behlül gözümün önüne geldi hep..

Annelik mi karışık duygular yaratıyor ben de yoksa ben mi karışığım da anneliği bu işe alet ediyorum? :)

25 Ekim 2010 Pazartesi

Sadece bana ait olan bir zaman dilimi istiyorum..

  İkinci çocuğumu dünyaya getirdiğimden beri, kendime özel bir zaman ayırmadığımı farkettim. İlk başlarda bir sorun olarak görmüyordum, herşey yolundaydı yeni bir bebek, yeni bir heyecan, iki çocuk sahibi olmak , hepsi çok güzeldi. Bazı şeyleri bu duruma alıştıktan sonra farketmeye başladım.. Saçım başım dağınık gezmek, evde oturup çok fazla sosyalleşmemek, bir giydiğim kıyafeti 3 gün çıkarmamak ki bu genelde bir t-shirt ve eşofman altı olur, keyifle bir çay içememek,sevdiğim kitaplarımı okuyamamak, yarım kalan kitaplar.. daha sayabilirim ama gerek yok. Hafif bir depresyon mu demeli bu duruma bilmiyorum ama can sıktığı bi gerçek. Bikere daha agresif tavırlar sergilemeye başladım, tahammül seviyem gözle görülür bir şekilde düştü...
Bu duruma DUR demenin vakti geldi!!

Artık haftanın bir gününde birkaç saati kendime ayıracağım; bu belki bir sinema filmi olur, belki ne zamandır gitmek isteyip gidemediğim kuaförüm olur, belki bir sergi   ya da yarım bıraktığım kursuma tekrar geri dönmek olur.

Ben hamileliğim öncesi Yaratıcı Drama kursuna gidiyordum, tam benlik birşeydi o 3 saat nasıl geçiyor hiç anlamıyordum, hayatımın en güzel zamanlarından bir kısmını işte bu kursta geçirdim.. Sonra hamile kaldım, kursuma devam etmekte kararlıydım, bir süre gittim ama şu domuz gribi konusu bütün planları bozdu, o dönem haberlerde seyrettiklerim ve kulaktan dolma şeyler beni korkuttu (gidip aşı bile oldum o derece) ve kursu dondurdum, Hamileliğimin son çeyreği evde kös kös oturarak geçmişti..

Evet bu hafta sonu anladım ki, ben iyi olursam çevrem de iyi olacak..

-'Hey ! Sen..silkin ve kendine gel, kendin için birşeyler yapmanın vaktidir..' (İç ses)

-'hıhı tamam , yapıcam! valla...' :)



Lütfen beni destekleyin,  hatta içinizde benim gibi olan birileri varsa onlarda kendileri için birşeyler yapmaya başlasınlar.. Herşey çok güzel olacak :)


Ya birgün kendimi de unutursam!

Evden çıkmak neden bu kadar uzun sürüyor olabilir? Bugün sabah 9:30 da ailecek uyandıktan sonra kahvaltıya dışarı gitmeye karar verdik. Evden çıktığımızda saat 11:30 'du evet 11:30... Yataktan ilk çıkan bendim, evden de son çıkan ben oldum nasıl olduysa.. ilk çıkan son çıkar; muhasebe sisteminde  bu yoktu değil mi?  eklemek lazım belkide! Kızımı giydirmekle işe başladım, onu hazırladıktan sonra ;

-'oğluuum hadi sen de ne giymek istiyorsan seç ve giy'

-'ben böyle gidicem' (adamın üstünde pijamaları var, üşengeçlikten tuvalete gitmiyor yani o derece! kime çekmiş bu çocuk, hiç bana benzemiyor :Ppp

neyse bir koşu onun da giyeceği kıyafetleri seçtim yanına koydum, gözü televizyonda.
-'hadi çocuğum giy üstünü.'

-'sen giydir'

e yuh baban da gelsin onu da ben giydireyim bari!! (tabi ona bunu demedim)

oğlanı da giydirdim, sıra kendimde.. evet ama bi dakika, kızın çantasını hazırlamalıyım geçen gün emzirme önlüğünü unuttum çok zorluk çektim hemen çantaya koyalım, (caillou'nun annesi olmak istedim bi an; kadın çanta kullanmıyor çok rahat, gerçi çocuklar da üstlerini hiç pisletmiyorlar hep aynı kıyafetle geziyorlar, dert yok tasa yok, anne geniş!) tamam şimdi maması için su kaynatalım , emzikleri kaynatalım, hazır mamayı, kaşığı, önlüğü de hazırladık mı tamaam mutfaktan çıkabiliriz.

şimdi sıra kendimi giydirmekte , bi saniye cüzdanımı çantaya koydum mu? geçen sefer unutmuştum beş parasız kaldım sokakta hemen çantaya atalım. aa kıza yedek kıyafet ve bez , bi de ıslak mendil.. tamam onlarda hazır, şimdi giyinmeye gidiyorum..

Önce dişlerimi fırçalamalıyım.. ııııııhh banyo dolu, sevgili kocam tarafından işgal edilmiş bir banyo , ne harika .. o zaman ben önce üstümü giyeyim sonra banyoya dönerim, pantolonum nerdeydi , hıh burda , üstüne de şurdan bişeyler uydur gitsin tataaam hazırım , saçlarım.. ? açık bırakırım diye düşünmüştüm,, amaan boşver topla gitsin canıım hem ağzına gözüne girer rahatsız eder. evet saçlar toplandı.. banyo boşaldı diş fırçalayalım, diş fırçalarken salonda, yatak odasında , çocukların odasında unutulan şeyler var mı? aa su almalıyım kız için. ( ağzımda köpükler, köpüre köpüre sağa sola koş.. topla.. yerleştir.. ) evet herşey tamam.

Bu arada herkes kapının önünde anneyi bekler..

ayakkabılarımı hemen giyiyorum.. aahhh ne zamandır giymediğim ayakkabı dura dura sertleşmiş , hiç rahat olmadıki , yürüyemem bunlarla..

-'e hadi siz inin aşağı ben de geliyorum ayakkabılarımı değiştireyim.

kocam, oğlan, bebiş aşağı indileeer, ben kaldım mı evde bi başına sap gibi. Neyse ayakkabılarımı değiştirdim ve sonunda kapıyı kitliyorum , yaşasın evden çıkıyorum, aa bi dakika ocağın altını kapatmışmıydım? tamam kapalı, banyonun ışığı? o da tamam. kapıyı kitleyelim, asansörü çağırdım evet geldii, hadi binelim. yaşasın kahvaltıya gidiyoruuuzz.
Bıırrr -'dışarısı çok soğukmuş,'

-'git kalın birşey giy '

-'tamam ben bi koşu paltomu giyip gelirim , bekleyin'

-'ooff çabuk gel'

-'..........'

paltomu giydim, indim derken saat 11:30 bizim kahvaltı oldumu size öğlen yemeği!!
Bu yazının başlığı  ya bir gün kendimi unutursam'dı ya ben galiba kendimi unutalı çok olmuş.. 

Hamsiyi koydum tavaya aman..

   Ben küçükken yatma saati geldiğinde annemden kaçacak yer arardım, mesela bir anda karnım acıkırdı ya da tuvaletim gelirdi. Yatma vaktini geciktirebilmek için elimden geleni yapardım. Annem ' Hamsiyi koydum tavaya aman, zıpladı gitti havaya aman' şarkısını kendine has namelerle yorumladığı vakit artık yapacak birşey kalmazdı; ' hayyııır hamsiyi tavaya koymayalııım' desemde o hamsi o tavaya konurdu ve ben kendimi yatakta bulurdum! Ne zaman hamsi lafı geçse bana uykuyu hatırlatması bu sebepten sanırım :)

   Oğlum büyüyüp aklı ermeye başladığında bu taktiği onun üzerinde denemeyi düşündüm, birkaç gece denedim ama başarılı olmadı.. Bu işin ustası annemdi, kimse onun eline su dökemezdi, sadece o söyleyince etkili oluyordu demekki.. Ben oğluma 'gel sana güzel bir masal anlatacağım' dedim ve öyle de yaptım. Her akşam ona çeşitli masal kitaplarından masallar okudum, bazen de engin hayal gücümle masallar uydurdum, masallarda kahraman hep o oldu ve buna bayıldı..

Aslında kitap okuma serüvenimiz oğlumun doğduğu ilk zamanlara kadar uzanır; daha 40 günlük bile değildi ona kitap okumaya başladığımda.. Yapı Kredi Yayınlarının HER GÜNE BİR MASAL kitabını almıştık, bu kitaptan her gün bir masal okudum ona. Belki anlamıyordu ama çok güzel dinliyordu, ağlıyorsa susuyordu, anne sesi ona huzur veriyordu belkide..Erkenden konuşmasında ve şu anda okuyabiliyor olmasında masalların büyük  etkisi olduğunu düşünüyorum.

Hala yatmadan önce (bazen okumadığımız da oluyor) geniş çocuk kitapları arşivinden bir kitap okuruz beraber. Bunun sayesinde yatma saatinin eğlenceli olduğunu biliyor ve yatmamak için fazla direnmiyor (annesi gibi !)

Kızıma henüz birşeyler okumaya başlamadım ama şimdi karar verdim bugünden itibaren başlıyorum..
Okuduğumuz kitapları sizinle de paylaşırım..

Yeni bir blog, Yeni bir başlangıç..

Merhaba,

Uzun zamandır, evde olmanın verdiği bir vehamet üzerime çökmek üzereydi, birşeyler yapmam gerektiğini düşünüyor ama ne yapabilirim bilemiyordum. Günlerimin; oğlumu okula gönderip kızıma mama yedirmek, emzirmek , uyutmak, ev işleri ve bilgisayar başında geçirilen vakitle bittiğini düşünüyorudum . Kendim için birşeyler yapamamak ya da yapmamak beni iyice dibe itmeye başlamıştı, ta ki bir blog dikkatimi çekene kadar... http://www.blogcuanne.com/ evet Elif Hanım'a buradan teşekkür etmek istiyorum, kısa bir süredir onu takip etmeme rağmen çok sevdiğim bir kişi haline geldi. İki çocuklu bir anne olmasına rağmen (ikincilerimiz aynı zamanda doğmuşlar)  anneliğin sadece çocuklarına bakmak olmadığını , hem kendine hem de başkalarına yardımcı olunabileceğini farketmemi sağladı. tabi bunu kendisi bilmiyor, bilse eminim çok mutlu olurdu.. ona tüm içtenliğimle sevgilerimi sunuyorum. Belki de bir gün bir yerlerde karşılaşırız  belli mi  olur...

İşte böyle canımın çok sıkıldığı bir gün 'evet' dedim, ben bir blog yazmalıyım.. bu sefer de ne yazmam gerektiğini düşünüp durdum, bir kaç gün de böyle geçti, düşüncelerimi yazıya dökmek benim için o kadar da kolay birşey değil. Hep söylemişimdir 'çok güzel düşünürüm ama yazıya düşündüklerimin yarısını dökemem' Belki zamanla bu da olur ne dersiniz.

Çocuklarımla neler yaşadığımı yazmaya karar verdim ben de. Zira şu ara en büyük işim onlar...