26 Nisan 2011 Salı

Bir daha kapanır mı?

O kadar soğudum ki yazı yazma işinden, blogların açıldığı haberi gelince hiç sevinemedim. Umarım bundan sonra kapanmaz ne diyim.

25 Mart 2011 Cuma

Şu ''Hadi''leme işine ne diyorsunuz?

''Çocuğumu büyütürken ona hiç ''hadi'' demedim diyen anneler varsa el kaldırsınlar, o elleri öpeceğim, çünkü ben bunu başaramamış bir anneyim. Günde hiç değilse 30 kere ''hadi'' derken buluyorum kendimi. Hatta bazen ''hadi oğlum, hadi yavrum, hadi birtanem, hadi bak sinirlenmeye başlıyorum'' gibi cümle sıralamalarını arka arkaya o kadar çok söylüyorum ki bir anlamı bile olmuyor. Düşünülmeden ağızdan çıkan bir iki ses şeklinde kalıyorlar. Nasıl tanıdık geldi mi? Gelmez mi dediğinizi duyar gibiyim.  Peki nedir bizi bu kadar ''hadi'' leten? Bir cevabı varsa beraber arayalım mı ne dersiniz?

Bu gün Blogcu Anne ''Bazı sabahlar Deniz'e ''hadi'' demekten midem bulanıyor’’ diye yazdığında aklıma bu konuyla ilgili bir kitap olduğu geldi. Bir kaç sene önce annem gazetede tanıtımını okumuş ve bana da okumamı önermişti.  -Bak, çocuklarınıza ''hadi'' kelimesini kullanmayın diyor. demişti. Ben de beni nelerin beklediğinden  habersiz -Aman anne ya boşver, ben zaten o kelimeyi kullanmıyorum ki deyip annemin ağzına lafı tıkamıştım. Şimdi keşke okusaymışım diyorum, ''hadi''leme okyanusuna düşmeden önce belki de işime yarayabilirdi.

Kitabın adı: Unutkan erkekler ''Hadi''leyen anneler. Sanırım ismi nedeniyle aklımda kalmış. Blogcu Anne bu konuyu yazar mısın dediğinde yarım yamalak yazmak istemediğim için kitabı satın aldım. Konusu ''hadi'' lerden ibaret değil, bu konu çok küçük bir kısmını oluşturuyor diyebiliriz. Size kitabın bu bölümünü aktarmak istiyorum.

Efendim, yazarımız Fatma Torun Reid der ki;

Yetişkinlerin tüm davranışlarında, çocukluk yıllarının izlerine rastlamak mümkün. Bu günün işini yarına bırakan erkeklerin geçmişinde de ''hadi''leyen anneler var.
Sadece erkek çocuklar için değil, kız çocuklar için de bu sözcüğün olumsuz etkisi söz konusu. Çocuklara çok sık ''hadi'' sözcüğü kullanıldığında , ileride ya telaşlı, her an için treni , vapuru kaçıracakmış gibi koşturan, aceleci yetişkinler ya da bu günün işini yarına bırakan ''unutkan büyükler''  oluyorlar. Tembellik ya da sorumsuzluk diye adlandırılan bir çok davranışın arkasında belki de bu var...
Yeni kuşak erkeği , karısına ev işlerinde yardımcı olma gayretinde. Bazı evlerde ise kadınlar hala eşlerinin oraya buraya bıraktığı giysileri toplamaktan şikayetçi. Alışkanlıkların değişmesi kolay değil. Eğer geçmişte arkadan toplayan bir anne olmuşsa, ‘’ erkek çocuktur’’ diye ev içi sorumlulukları gözardı edilmişse, baba örneği her şeyi ayağına bekleyen biri olmuşsa, o zaman çocuğun büyüyüp evlendiğinde , eşinden aynı şeyleri beklemesine şaşmamak lazım. Yine de bütün mesele burada bitmiyor. Yeni ve farklı alışkanlıklar geliştirmemiz münkün ve de gerekli. İyi niyetli ve gayreti baltalayan eski alışkanlıklarımızdan daha önemlisi ise, biraz önce söz ettiğim iç dünyamızın direnişi. Bunu anlamak için yine çocukluk yıllarımıza dönüyoruz...
‘’ Hadi’’ sözcüğünün adeta ‘’ karşı koy’’ anlamında bir etkisi var. Açık açık ‘’yapmak istemiyorum’’ diyemeyen çocuk, uyumlu gibi gözüküp yapılması gerekeni unutur, erteler ve ya tam tersini yapar. Tabi bilerek, programlayarak değil, bu bir pasif dirençtir. İç dünyasının kazancı, hükmedilmeyi önlemek, kontrolü elde tutmak; duygu içeriği ise endişe ve öfkedir.
‘’ Hadi’’ leyen annelerin ortak yönü, sabırsız ve mükemmelliyetçi olmalarıdır. Pasif direnişin günlük hayatımızdaki en yaygın örnekleri ise, on dakikalık kahvaltıyı bir saate uzatan minikler, bir türlü okul servisine yetişemeyen çocuklar, iş yerinde istenilen bir şeyi mutlak bir şekilde değişik uygulayanlar, eşinin siparişini sürekli unutan büyükler...
Çocukluğun bu gizli savunması, baskıya karşı tepki, ileriki yaşlarda da insan ilişkilerinde tekrar tekrar geliyor. Belki de en çok erkeğin dünyasında eleştiren, titizlenen, ‘’hadi’’leyen eşlerle olan ilişkide...
EŞLERE ÖNERİLER
·         Evde herkesin nefes aldığı bir yer olsun. Özgürce, gönlünce kullanabileceği bir oda, bir köşe... Unutmayın ki o ev ikinize ait.
·         Karşı tarafa seçme hakkı, reddetme özgürlüğü tanıyın. ‘’Hayır’’ da meşru bir cevap olabilir.
·         Sürekli yapılması gerekeni hatırlatma yerine, yapılmış olanları görün. Eleştiride değil takdir de cömert olun.
·         Zevkler ortak olmayabilir. Israrcı olmayın. Her şeyi birlikte yapmak zorunda değilsiniz.
·         Sürekli talep eden ve talep bekleyen bir kişi olmayın.
·         Eşinizin hatırlatmasını beklemeden size düşeni yapın. Unutmayın evlilik ortak bir paylaşımdır.
·         Huzurlu bir ortam, mükemmel bir ortamdan daha sağlıklıdır.

ANNELERE ÖNERİLER
·         ‘’Hadi’’ sözcüğünü azaltın.
·         ‘’Hadi’’ sözcüğü karşı koymayı, ‘’yapma’’ sözcüğü direniş kadar hareketliliği getirir. Çocuğunuza yapma demek yerine ne yapabileceğini söyleyin.
·         Açıklamalarınızı kısa ve sade biçimde yapın. Israr ve ikna gayretiniz uzarsa, çocuğunuz karşı koymanın, ilgi çekmenin ve size hükmetmenin yollarını öğrenir.
·         Bırakın arada bir çocuğunuz, hırkasını giymediği için üşümeyi, yemeğini yemediği için acıkmayı, okula geç kalırsa sorun çıkabileceğini fark etsin. Sorumluluk ancak sebep-sonuç ilişkisini görme fırsatı olursa gelişir. Sebepsiz yere kurtarıcı olmayın.
·         Bırakın bazı şeyler eksik olsun, unutmayın ki huzurlu ortam, mükemmel ortamdan daha sağlıklıdır.
İşte böylee.

Erkek anneleri, biz bu kadar ‘’hadi’’ derken aslında gelinlere baştan bir kötülük mü yapıyoruz ne? Benim kayınvalidem kesin çok ‘’hadi’’lemiş. Şaka bir yana, ben bu günden itibaren ‘’hadi’’ kelimesine bir sınır getirmeye karar verdim. Hatta mümkünse bu ‘’hadi’’ yi yutuyorum ve çıkarmamak için direniyorum.Zor olacak ama denemek istiyorum. Siz de bana katılır mısınız? Bir hafta boyunca deneyelim bir şeyler değişiyor mu görelim...
               


23 Mart 2011 Çarşamba

Canım Blogum

Aman yarabbim yaaa! Nasıl özlemişim, ben bu kadar kısa sürede bu kadar bağlanacağımı asla tahmin etmezdim. Meğer blogumu ne çok severmişim. Teknolojik Anne sağolsun, derdime derman oldu. Sağolasın varolasın İrem.  Ammmannn şıkıdık şıkıdık oynayasım var , hoppidi hoppidi zıplayasım var a dostlar. Tıkır tıkır yazmayı ne çok özlemişim. Ohhh. ohhh ohh :))

1 Mart 2011 Salı

Blog bulma(ma)cası

Ya neden bir ülkede her şey yasaklarla halledilmeye çalışılır. Çıldırılası bir durumla baş başayız. İstediğiniz kadar yasaklayın kardeşim, elbet bir yolu bulunur. Size de bir yol görünse de gitseniz artık!!!

25 Şubat 2011 Cuma

Yeni blog heyecanı...

Merhaba dostlarım,
Beni tanıyanlar biliyorlar ama tanımayanlar için buradan da açıklamak istedim. Yeni bir blog açtım. Konusu Yaratıcı Drama olacak. Ben tesadüfen oğlumun okulunda bir derse katılarak keşfettim ve çok istekli bir şekilde devam ediyorum. Kursumda gördüklerimi, duyduklarımı, aklımda kalanları da bu blog aracılığıyla paylaşmaya karar verdim. Eğer merak ederseniz tıklayın.

23 Şubat 2011 Çarşamba

El bebek gül bebek yap(ma)

Bu gün sabah da her sabah olduğu gibi Duru bizim yataktaydı. (Nasıl geliyor anlamadım! ) :) Arda'yı da okula hazırlayıp, servis için aşağı indirmem gerekiyordu. Kızın derin uykuda olduğunu görerek rahat rahat hareket ettik, Arda hazırlandı. Kız hala mışıl mışıl uyuyordu, alıp yatağına koysam kesin uyanır diye geçiriyordum içimden. Arda'nın vereceği cevaptan tam emin olmamakla birlikte şu soruyu sordum.
-Oğlum, aşağı tek başına inebilir misin bu gün?
Şaşırıtıcı bir cevap aldım.
-İneriimm :)
-E haydin o zaman , ama asansörle inmesen daha güzel olur, merdivenleri kullanırsın hem de sabah sporu olur sana.
-Tamam.
Aaa ne ilginç şaşırmaya devam ediyorum, çünkü Arda en son tek başına apartman merdivenlerini kullandığında salya sümük ağlamıştı, kapımızı bulamıyor diye. Halbuki 2 kat daha çıksa bulacaktı.
Bunlar olurken aklıma Bir Dolap Kitap sitesinde tanıtılan kitap geldi. Minik fare Metin'i annesi pamuklara sarıyordu hani. Kendimden beklenmedik bir hareket yaptım, kendin inebilirsin , sen yaparsın dedim ve Arda zevkle indi aşağı. Tabi ben 7 kat aşağı doğru bağırmak suretiyle,
-Tamam canım, görüyorum ben seni merak etme, in sen hadi canım. gibi bir sürü cümle kuruyorum, sabahın bir vakti komşular ne düşündü hakkımızda orasını da bilemiyorum.
Arda :
-Anne indiiiim diye bağırınca, oh dedim.
2-3 dk geçmedi apartmana çıktım baktım bizimki geri geliyor, hem de ağlayarak...
-N'oldu oğlum, neden geri geldin onca merdiveni çıktın.
-Anneeeee, ben tek başıma aşağıda bekleyemediiiimmm :(
Amanın, n'aptım ben? Daha ilkokula gitmiyor bu çocuk tek başına aşağı yolladım, travmaya sebep oldum galiba diye içim içimi yedi.
Tabi belli etmemeye çalışarak,
- İnersin oğlum , merak etme ben arkadaşın Tuna'yı aradım , onlar da hemen aşağı iniyorlar senin yanına geliyorlar. dedim
-Tamam , ama asansörle inicemmm. demez mi?
İşte bu zor oldu benim için, hem de çok zor. Yanlış yaptım, tek başına asansöre bindirdim onu.
-Geriye yaslanıyorsun, durana kadar kapıya dokunmak yok.
-Tamam
Asansör giriş katına ulaşana kadar kaç dua ettim acaba.
indi, oh dedim.
-Anneeeee, ben burada tek durmak istemiyoruuuuumm.
Of oğlum yaaa
Hemen başka bir çözüm buldum bu arada yatakta uyuyan Duru'nun yanına sanırım 15 saniyede bir gidip baktım. Uyandı mı? kıpırdadı mı? vs.
-Nihat bey(apartman görevlisi)
-Efendim
-Arda'yı tek yolladım ona bakabilir misiniz?
-Tamam hemen çıkıyorum.
Sağolsun Nihat Bey imdada yetişti. Arda aşağıda beklemeye başladı, Tuna'lar da geldi.
Peki bendeki merak bitti mi? Hayır.
Duru uyansın diye yatağı bile salladım. Uyansın da aşağı ineyim diye. Aslında inmemem gerekirdi ama Metin'in annesine bir gol atayım diye Duru uyanır uyanmaz aşağı indim. Bu sabah servis tam 30 dk. geç geldi. Aramalarını beklemeden Arda'yı indirtmeseydim çok iyi olacaktı.
Ooff sabah sabah adrenalinle doldum sanırım.
Heey! Metin'in annesiii bırak şu çocuğu kendi başına yahu!!
Off! Arda'nın annesiii, ne iş???

22 Şubat 2011 Salı

Oh dünya varmış

Bu gün temizlik günü! Ev pırıl pırıl, içim kıpır kıpır. Ne garip saniyede ruh halim değişiklik gösteriyor. Dün zombi gibiydim bu gün sevimli hayalet Casper. Herkesi öpesim var. Muck muck.

Duru hanımısının keyfi yerinde, sıralamayı geliştirdi, daha dengeli hareket ediyor. Ara sıra poposunun üstüne düşüyor, sonra dengesini kaybedip kafasını pıt diye yere vuruyor. Bir güzel de ağlıyor. Ağlaması çok tatlı. Yiyesim geliyor o zaman onu. Bu gün önemli bir iş üstünde, kendisini öyle vermiş ki, ayağım yerdeki torbaya değdi onun hışırtısıyla bir korktu kuzu. Bir sıçradı yerinde. Hıçkıra hıçkıra ağladı. Kıyamam canım benim.
 Kelimeler: A-da (Arda olduğunu düşünüyoruz)
                 Del (Gel)
                 Baba
                 Anne
                 Mama
                 Meme

Arda kuzu okulun açılmasıyla kendine geldi, özlemiş. Tabi ben de kendime geldim. Bu satırları okusa acaba kızar mıydı? Onu istemediğimi mi düşünürdü? Asla öyle bir şey yok tabiki. Tatil boyunca ona yetemediğim için üzülüyordum, hem de çok yoruldum, bunaldım. İlgilenemedim diye üzüldüm işte. Ama geçti. Her şey yolunda.
Okulda el yazısı yazmayı ve okumayı öğreniyorlar.(Arda okuma ve yazmayı geçen sene halletmişti, şimdi master yapıyor) Haftada iki gün ilkokul kısmında çalışıyorlar. İlkokulu da bu okulda okumak istiyorum diyor. Biz kararsızız, bakalım bazı düşüncelerimiz var. Olursa ne ala, olmazsa da yapacak bir şey yok.
Bu sene sosyal sorumluluk projeleri çok. Geçen dönem mavi kapak topladılar. Engelliler için tekerlekli sandalye alındı. Şimdi de Mardin'de bir okulun 6 yaş sınıfı çocukları için çeşitli giyim, kitap, oyuncak vs. topluyorlar. Bir sürü eşya seçtik beraber, kitaplar, oyuncaklar seçti ve okula götürdü. Bu yaşta böyle güzel paylaşımlarda bulunmaları çok güzel. Umarım hayatı boyu yardımsever bir insan olur.

21 Şubat 2011 Pazartesi

Hafta sonu enkazı

Hafta başlarında , cuma günlerinin hemen gelmesini isterim. Pazar günü olunca da keçileri kaçırırım. Her hafta aynı olur. Zaten çok zor bir şekilde düzenlediğim evimizi pazar günleri tanıyamıyorum. Ya da aslında bizim gerçekliğimiz bu dağınıklık ve pislik de ben mi kabullenemiyorum?
 C.tesi ha gayret bir el attım eve, elimden geldiğince düzelttim. Odaları toparladım. Nefesim açıldı biraz, karamsarlığım geçti. Bana böyle olur, ev derli topluyken daha rahat nefes alıyorum ve canımın istediği her şeyi yapacak güç buluyorum kendimde. Böyle dağınık olunca da elim kolum kalkmıyor, yerlerde gezen bebek bezleri ayaklanıyor, kolları çıkıyor boğazıma dolanıyorlar, giyilip çıkartılmış, koltuk tepelerine fırlatılmış  minik oğlan kıyafetleri insan suretinde evin içinde dolaşıp tekrar koltuklarına oturuyorlar. Sabahtan kalma kahvaltı masasındaki reçeller akıyor tepemden aşağı. Boğulmak böyle bir şey mi?  Şu an bunları yazmak yerine evin içinde bir o yana bir bu yana iş yapmam gerekmiyor mu? Kızın uyuduğu şu kısıtlı zamanı değerlendirip evi ev haline getirmem gerekmiyor mu? Canım istemiyor! Yok kalsın öyle, yığılsın, üstlerini toz bulutları kaplasın, hatta benim üstümü bile kaplasın ki kimse burada olduğumu görmesin, bir şey istemesin benden. Heeyy içilip içilip sağa sola bırakılmış bardaklar şıngırdamayın, durun hele yerinizde! 10 dk ara....

18 Şubat 2011 Cuma

Blog temaları hakkında yardım

Komşulaarr.. Yardım edin, blog temalarını nerelerden bulurum? Blogger temaları az ve bana göre bir şey bulamıyorum. Şöyle bir geziniyorum bloglar arasında, çok güzel temalara rastlıyorum. Bana da bir yardım eli uzatsanız da nerelerden bulurum, hadi buldum nasıl nasıl bloguma uygularım bir anlatıverseniz. Yok mu şu garibi sevindirecek bir kimse şu mübarek günde ?

Mini Mini MİM

Bu Mim'de neyin nesi bir anlayamamıştım meğer beni de mimlemişler bile. Yaruze teşekkürlerr :)E hadi bakalım cevaplar gelsin o zaman :)

Gün içinde eğer gerçekleşirse şok geçireceğin şey?
-Ailemden birinin kapımı çalıp ''Ben geldiiim'' demesi.

Gördüğün zaman, eğer almazsam uyuyamam dediğin şey.
-Pek öyle almazsam uyuyamam dediğim bir şey hatırlamıyorum.

Uğruna diyetini bir kalemde bozduğun şey.
-Pek diyet yapmam ama Çikolata tabikii :)

Uğurun var mı, uğurun?
-Yok

Kendine en yakıştırdığın renk?
-Gri, kırmızı, pembe, mor

En sevdiğin takın?
-Tabiki alyansım, onsuz yapamam.

Takıntın?
-Takıntı benim göbek adım, her şeye takabilirim.

Bavulum çoktan hazır, gitmek istediğim şehir, ülke?
-Hııım, Japonya lütfen :)

Ben bu şarkıyı duyunca şakırım?
-Tarkan'ı duydum mu şakırım ben.

Solunda ne var?
Arkadaşım geldiğinde ona göstermek için getirip orada bıraktığım yüz nemlendiricim ve yüz yıkama jelim.

Aa şimdi ben de birilerini mi mimlemeliyim. Bu yazımı okuyan, evet evet sen, seni mimledim. Hadi iş başına :)

9 Şubat 2011 Çarşamba

''Anne''ye hafta sonu izni

Geçtiğimiz cumartesi günü kahvaltı masasında gazete sayfalarına göz gezdirirken, fragmanını izleyip çok etkilendiğim filmin vizyona girmiş olduğunu görünce heyecanlandım birden.
-Aaa benim filmim başlamış dedim buruk bir şekilde. Çağdaş da gitsene demesin mi. Bi şaşırdım önce
-Gerçekten mi?
-Evet
-Tamam (yuppii, yihhhuuu, olleeyy)
Nasıl sevindim, heyecanladım anlatamam.
-Tamam o zaman benimle gelebilecek birilerini bulayım.
-Hemen bir arkadaşımı aradım, hastaymış gelemem dedi
-Sonra çok sevdiğim başka bir arkadaşımı aradım ve kabul etti. İnternetten hemen aldım biletleri, aman diyim biter falan ortada kalırız dedim kendi kendime. :)
Arkadaşım akşama doğru kapıdan aldı beni, düştük İstinye Park yollarına. Evden özgür bir şekilde çıkmak bile o kadar güzel bir his ki. Ohh dedim temiz havayı içime çekerken. Hiç düşünmedim, arkamda bıraktığım bebelerimi ve kocamı neler yaparlar bensiz diye.
Asıl filmi anlatmam lazım ''Aşk Tesadüfleri Sever''
Ya gerçekten aşk bu kadar tesadüfler üstüne kurulabilir mi? İnanılmaaz bir filmdi. Ağladım bir çok sahnesinde. Hele ki Ankara'lı biri olarak çocukluğumun ve gençliğimin geçtiği yerleri görmek beni daha  bir etkiledi. Kuğulu Park'ım; önceleri annem ve ablamların ellerini tutarak gezdiğim, sonrasında aşkımla gezdiğim güzel park.
Kıtır'ım; Can dostlarımla keyifli sohbetler eşliğinde içtiğimiz biralarımız.
CafeMiz; Ah ah, aşkımla az gitmedik oraya,
Şinasi Sahne'm; Kaç tiyatro oyunu seyrettim orada,
Gençlik parkım; babacığımın her sene bir kere tutup elimden götürdüğü yer.... Eski Ankara sokakları, bisiklet, ilk aşk, karne... Film beni aldııı, götürdü eski günlere... İyi ki gitmişim, iyi ki Çağdaş bana gitsene demiş. Çook güzeldi. Filmin müzikleri de ayrı güzeldi hani. Mehmet Günsür'ün seslendirdiği Bülent Ortaçgil şarkısı harikaydı. Ahh eski günlerr.

...............................................................................................................................................................

Pazar günü de biletini İnternetten daha önce aldığım bir sergiye gittim arkadaşım Çevreci Anne'yle. Bu bildiğiniz resim sergisi falan değildi. İnsan vücudu sergisiydi. ''Body Wolds''
İnanılmaz bir şeydi , bedenini bu çalışma için bağışlamış bir çok kişi, Kas, iskelet, damar yapıları, iç organları o kadar estetik bir şekilde sergilemişlerdi ki, giderken aklımdan geçen önyargılı düşüncelerim, bir kaç şey gördükten sonra geçiverdi. Sergide duvarlara büyük puntolarla yazılmış yazılar dikkatimizi çekti, Onlardan bir örnek; Bir kadın hayatı boyunca 35 doğum yapma kapasitesine sahipmiş. 35 Otuzbeş evet aynen de böyle. Biz 2 tanesini nasıl yapsak nasıl etsek diyoruz, bakınız 35 tanelik kapasitemiz varmış. :)
Sergide ilerledikçe daha sağlıklı bir beslenme alışkanlığı edinmemiz gerektiği, bol bol spor yapmamız gerektiği, sevdiğimiz insanlarla kalabalık ortamlarda bulunmamız gerektiği düşüncesi kafama iyice yerleşti. Yaşamı uzatacak en önemli şeyler bunlarmış. Biz de yapalım ne duruyoruz. Ayrıca sigara içenlerin  bir daha bir daha düşünmesi lazım ben ne yapıyorum diye. O ciğerleri gören paketini aynen çöpe atmalı, canına bir kastı yoksa.
İşteee böyleyken böylee. Güzel bir hafta sonuydu. Çoooook iyi geldi.

3 Şubat 2011 Perşembe

15 tatil mi? 15 işkence mi?

Arda'nın okulu tatile girince ben de tatile girerim diye düşünüyordum. Hahaha ne komikmişim. Okul zamanı zorla yakasına yapıştığım oğlum şimdi sabahın köründe benim yakama yapışıveriyor. Benden ses çıkmıyorsa kardeşinin odasına gidip onu bir şekilde uyandırıyor ve
-Anneeee, bu kız uyanmış, seni istiyor. diyor.
Okul kapandığı günden beri her sabah bu şekilde uyanıyoruz.
İki kardeş yanyana gelince azıyorlar aynı zamanda. Biri 6 yaşında biri 10 aylık. nasıl oluyor bu diyebilirsiniz. Şöyle oluyor. Duru'yla bir rutin tutturmuş gidiyorduk; uyku saati, yemek saati vs. genelde aynı saatte oluyordu. Ne zaman ki Arda tatile girdi Duru'nun tüm alışkanlıkları ters yüz oldu. Abisini görünce coşuyor kız, uyumak üzereyken bir cin parçasına dönüyor. Arda'nın da hoşuna gidiyor tabi. Kıh kıh gülüyor.
-Ama napiim, benim canım sıkılıyor. O uyursa ben napıcam?
-Oğlum o bebek , uyuması lazım. Rahat bırak.
-Tamam. (Arada binbir türlü şaklabanlıkla uyku vakti 2 saat kayıyor hatta ne iki saati bugün Duru biraz önce oyun parkının içinde sızmak suretiyle uyudu)
Bir de bunca şeyin arasında Arda ateşlendi ve iştahı bıçakla kesilir gibi kesildi. Nedir bu çektiğim Allah'ım! Birini düzeltirken diğeri bozuluyor. Ben bozulmadan şu dönemi bir atlatırsak sanırım çok iyi olacak.

Başlıksız.. İçimden geldiği gibi

Bu gün. Defne Joy Foster'ın ani ölüm haberini aldığımda, elim ayağım bir titreyiverdi. Başım zonklamaya başladı... Şok... Üzüldüm, düşündüm sonra nasıl olur böyle bir şey diye. Minicik bir çocuğu vardı kızın. O hamileyken aynı mekanda bulunmuşluğum da var onunla, her ne kadar konuşmamış olsak da. İnsan televizyonda seyrettiği popüler kişileri sanki tanıyormuş, aileden birisiymiş gibi benimseyiveriyormuş meğer. Daha hafta sonu şen şakrak hallerini seyrettim, üstüne bir de ''ne çok konuşuyor bu kız bazen, birisi sus desin şuna'' deyiverdim.  Sustu işte... Sonsuza kadar sustu... Bebeği kaldı arkasında.  İçim acıdı,  üzüldüm.
Kendimi düşündüm sonra. Bana bir şey olsa , arkamda bıraktıklarım ne olur ?dedim. Böyle düşündüğüm için kızdım kendi kendime ama yine de düşünmekten alıkoyamadım kendimi.  Yolda yürürken düşündüm, karşıdan karşıya geçerken düşündüm, otobüste giderken düşündüm, çocuklarımın yüzüne bakarken düşündüm. Ve dedim ki içimden.'' Allah'ım beni çocuklarıma ve eşime, çocuklarımı ve eşimi bana bağışla, sağlıklı, mutlu, huzurlu ve uzun yıllar yaşayalım hep beraber''

İyilik, sağlık...

Test sonuçları temiz. Rahat bir oh çektim, kendime geldim. Aslında kendime kızıyorum, bu kız büyüdü artık 10 aylık oldu, neredeyse 1 yaşına geldi. Besin ihtiyacı arttı besbelli! Neden öğünlerini hala 5 aylık bebeği besler gibi veriyordum ben? Yoksa çocuğun büyüdüğünü anlamadan zaman hızla geçtiği için mi? Akşam öğünü vermeliydim, doktor söylemedi diye vermedim, doktora ne bakıyorum ki kızıma baksam görecektim! Üstelik ilk çocuk da değil, tecrübesiz bir anne de değilim. Bilemiyorum neden böyle oldu? Ama dersimi aldım. Bundan sonra ağız boş kalmayacak! Şaka bir yana cumadan beri yemek yiyor kız resmen. O da kanı, idrar testini yaşayınca anladı mı ne?! Çişi, kakası çoğaldı çocuğun. Neyse testler temiz çıktı ya hatamı bir şekilde telafi edicem artık.

28 Ocak 2011 Cuma

Duru durdu.

Bu kızı anlayamıyorum ben. Sebze yemiyor, şunu yemiyor diyordum ya, üstüne gitmeyeyim nasıl olsa yer diyordum. Doktor yemeyince ısrar etmeyin anne sütünü de kesmeyin diyordu. Onu dinledim. Gel gör ki 2 aydır 1 gr.  almadığı gibi  30-40gr.  verdi. İşte bu gün zurnanın zırt dediği yere geldiik. Doktor kontrol ederken
-Artık anne sütünü keselim, bu çocuk yemek yemeye alışmalı artık, büyüme çizelgesinde aşağı doğru dimdik bir eğri oldu. Belli ki sütün artık yetmiyor, o da gün içinde atıştırmalık şekilde takılıyor. Sen emdi sanıyorsun o da doydum sanıyor. Sadece geceleri emsin bundan sonra. Bu arada kulağında sıvı birikmesi var, antibiyotik vermem gerekecek.
-Hıım...( O sırada aklımdan binbir türlü şey geçti, hangi birini anlatmalı bilemiyorum ki?!)Peki. Gündüz nasıl bir yol izlemeliyiz.
-Memeye çok alışmış bir bebek için zor olabilir ama önce bu durumdan kurtulmak gerekecek, sütünüzü kaşıkla vermeye çalışın, kendi kendine uyumasını sağlayın. Mesela muhallebi mi veriyorsunuz? Yemiyor mu? 20 dk. sonra tekrar deneyin, sürekli bir şeyler sunun, mama sandalyesinde oturtun ve önüne kendi kendine yemesi için bir şeyler koyun. Bu ay çok sıkı takip edelim.  Ayrıca kan ve idrar tahlili istiyorum, 1 yaşında bakacaktım ama erkene alalım.
İç ses-Amanın, nerden çıktı şimdi bu, sonuçlar iyi çıkar umarım, yani sadece yemek yemediği için kilo almamış olsun n'olur?, belki de ben besleyemedim, off kanı nasıl alacaklar acaba?, canı yanar mı?, ilk kez olacak, tırsıyorum galiba.
-Tamam.
Doktorun odasından çıktık kan alınacak yere geldik, tabi birde idrar var. Erkek bebekten nasıl alınacağını biliyorum da kız bebekten nasıl alınıyor bu idrar acaba? Cevap; erkek bebekte nasılsa aynısıymış.
Kan biraz zor oldu çünkü Duru'nun damarları görünmüyordu, hemşirenin dediğine göre de inceymiş. İğneyi soktu bir de içeride damar aradı, Allahtan kız çok yaygara yapmadı, sonuna doğru artık ağlayınca ben yeter artık demek zorunda kaldım. İğneyi çıkardıktan sonra bu bana az göründü yetmeyebilir demez mi?
İç ses-Valla yetirin kardeşim bizden bu kadar.
Tabi öyle olmadı yetmezse bizi arayacaklar gidip bir daha vericez. Çünkü detaylı tahliller olduğu için fazla kan gerekiyormuş. Sonuçların bir kısmı yarın bir kısmı da çarşamba çıkacak. Ben o güne kadar nasıl uyurum bilemiyorum.
Bundan sonra Duru'nun ağzını boş bırakanın... Ne bulursam yediricem, yok öyle bu yaşta diyet yapmak, kilo kontrolü falan hanımefendi!




-

Yaşasın karne günü

Bugün Arda karne alıyor. Ondan çok ben heyecanlıyım. Daha okul öncesinde kendisi. Kendinden çok emin arkadaş.
-Anne ingilizce karnemdeki bütün çiçeklerimin içi boyalı ben biliyorum. Ayrıca yemek konusunda da çok iyiyim tabağımı silip süpürüyorum karnemde bu da iyi gelecek. Diğerleri zaten iyi sen de biliyorsun.
Bir an eski beni düşündüm. Okul çağındaki beni  yani. Okula bir insan bu kadar mı gitmek istemezdi? İşte o bendim. İlkokul 1. sınıfta iyiydi, gerçi onda da sıkılıyordum çünkü ben anaokulunda çoktan yamuk çizgi , düz çizgi olayını bitirmiştim, burada her şeye baştan başlamışlardı. O zaman anaokulu çok yoktu, çoğu çocuk direk evlerinden çıkıp ilkokula başlamış oluyordu. Ama ben 2 sene okula gitmiştim ve çizgi çalışması falan yapmak istemiyordum artık. Yapmadım, öğretmen ilgilenmedi. Bu sefer soğudum okuldan, belki de okumayı ilk öğrenenlerden olabilirdim ama ortalarda ancak öğrendim. Sınıf kapısının üstüne asılı çiçeklerin içine fotoğrafım konulduğu zaman çok sevinmiştim. Benden önce fotoğrafları konulan arkadaşlarımı da biraz kıskanmıştım. Önde giderken geri kalmak sinir bozucu. 2. sınıfta hastalıklar zinciri yakamı bırakmadı. Su çiçeğinden, kızamığa kadar ne tür çocuk hastalığı varsa geçirdim, okula gittiğim gün sayısını parmakla sayabilirim sanırım. İşte ondan sonra tembel öğrenci karşınızdaa. Evde habire ders çalış denildikçe çalışmak istemezdim, mış gibi yapardım, yazılılarda da duvara toslardım tabi. Üniversiteye kadar bu böyle sürdü gitti. Üniversitede aklım başıma mı geldi, dersler hoşuma mı gitti artık bilemiyorum. Her dönem onur listesinde oldum ve o şekilde okulumdan mezun oldum. Babamı bu kısımda sevindirdiğim için seviniyorum şimdi. Benden çok şey bekliyordu ama ben biraz vasattım işte napiim.
Ben Arda'dan çok şey beklemiyorum. Ne istiyorsa o olsun istiyorum. İlgisi neyse ona yönelsin istiyorum.
-Ders çalış çocuğum. diye başına üşüşmek istemiyorum. Umarım sorumluluk sahibi bir çocuk olur ve gelecekte tam da istediği yerde olur.
Bakınız çocuk daha anaokulunda ben geleceğe sıçrayıverdim.
-Anan gibi olma yavrum, çalış, başarılı ol, yüksek yerlere gel inşallah :)

27 Ocak 2011 Perşembe

25 Ocak 2011 Salı

3 boyutlu ayak izi ve çıldırma noktasına az kala yaşananlar

Off off diye başlasam çok bir şey ifade etmez değil mi sizin için? Ama ben neler çektim anlatmam lazım. Türkiye'de pek de bilinmeyen bir iş üstünde 1 haftadır eşimle beraber ter döküyoruz. Tabi Duru'yu da dahil ederek. Anlatayım;
Bu hikaye aslında taa Arda'nın bebekliğine dayanır. Bir gün alışveriş merkezlerinden birinde gezerken, sanırım Mothercare mağazasıydı, işte orada acayip orjinal bir ürün gördüm ve gözlerim kamaştı. Bu ne miydi? Bebeğinizin ayak şeklini çıkarabileceğiniz bir çeşit toz, sonra onu ölümsüzleştirecek bir paket alçı tozu ve bir de çerçeveden ibaret şık bir paketti. Belli ki mağazaya deneme amaçlı getirilmiş tek bir kutu, pahalı olmasından dolayı orada uzun süre duracağa benziyordu. Fiyatı alamayacağım kadar da pahalı olan bu ürünü nasıl elde etmeli diye düşünüp dururken aklıma yakın arkadaşım Çevreci Anne geldi. Ona çok ilginç bir ürün bulduğumu  söyledim, ablası yurt dışındaydı ve bize bunu bulabilir mi diye rica ettim. O da sağolsun üstün araştırma yeteneğini kullanarak ''şıp'' diye buldu ve yaza ablası geliken 2 paket de bize getirdi. Hem de komik bir fiyata, hatta bize hediye etti. Bu durum inanılmaz sevinçle karşılandı tabi bizim evde.
Neyse Arda'nın ayaklarını yaptık ve böyle bir şeyi akıl ettiğim için kendimle gurur duydum. Hemen güzel bir de çerçeve yaptırdık 5 senedir salonumuzun en güzel yerinde duruyor.

Konuya buradan başladım evet biraz uzun oldu , şimdi gelelim anlatacağım asıl konuya.
Şimdi bu güzel hatırayı Arda için yaptım Duru için yapmasam olur mu? Tabiki olmaz. Hamileyken internetten siparişini vermiştim, Duru biraz büyüsün yaparım diye saklıyordum. 9 aylıkken bir gece hadi artık vakti geldi yapalım şu ayak izlerini dedik ve başladık. Ama sonuç tam bir hayal kırıklığı oldu, suyun sıcaklığını ayarlayamadık, Duru ayağını çok hareket ettirdi derken bütün kit işe yaramaz bir şekilde elimizde kaldı. Duru'nun ayakları her geçen gün büyüyor tabi. Ne yapalım ne yapalım derken yine arkadaşım imdadıma yetişti ve ablası Türkiye'ye gelirken bir paket getirdi. Yaşasın gene şanslıydık hadi bakalım başladık.
  1. Suyu sıcak tuttuğum için toz hemen dondu, kızın ayağını sokamadan işi bitti. Çöpe
  2. Bir kase yerine poşet kullanalım dedik, ayağı poşetin kenarına değdi, işi bitti. Çöpe
  3. Suyu çok soğuk yaptık , kızın ayağı üşüdü, karışımın içinde tutmak istemedi, işi bitti. Çöpe
  4. En sonuncuyu becerdik ama bu sefer diğer ayağı yapacak toz kalmadı, işimiz bitti. Üzüldüm
Böyle bir 4 aşamadan sonra artık yeni bir kit bulmam neredeyse imkansızdı, ama tek ayak iziyle bu defteri kapatamayacak kadar takıntılı olan ben, ne yapabilirim diye düşünürken bir zihni sinir projesi üretivedi kafam. :)
Daha önce ürünün açıklamasını okurken bu tozun aslında dişçilik malzemesi olarak kullanılan, diş kalıbı alırken hastaların ağzında bekletilen o güzel kokulu madde olduğunu öğrenmiştik. Çağdaş'ın diş hekimi bir arkadaşı olduğu aklıma geldi. Ondan bu tozu bulabileceğimizi, pahalı değilse artık bu sefer bu işi halledeceğimizi düşündüm. Tozu aldık :) Ancak bir kaç deneme sonucu ne kadar ve ne sıcaklıkta su kullanacağımızı bulduktan sonra ikinci ayağı da hazırladık. Artık sırtım yere gelmez tabi. Yaşasın, azimle yapan , başarır.

Uzun mu oldu ne, olsun bunu yazmam lazımdı, ileride okuyup güleceğim halimize çünkü :)

23 Ocak 2011 Pazar

Kırmızı Başlıklı Tavşan ve Şakacı Köstebek

Geçen gün arkadaşımla çocukları tiyatroya götürmeye karar verdik, hani şu internette fırsat siteleri açıldı ya bir sürü, işte onlardan birinde tiyatro biletleri yarı fiyatınaydı. Sadece yemek içmek değil, kültürel aktivitelerin de indirimli olması  çok güzel bence. Ona rağmen ilgi tabiki süper değildi. O saatte bir alışveriş merkezine gidip bakın ana-baba-dede-nine ve bol miktarda çocuk bulabilirsiniz ama tiyatroda bulamıyorsunuz işte.
Şanslı bir çocuk olduğumu düşünürüm hep.Ben küçükken annem ve sağolsun ablalarım tiyatroya götürürlerdi, çocuk filmlerine götürürlerdi, sergilere giderdik beraber. Hatta resim yapmayı çok severdim, beni o zaman resim kursuna bile göndermişlerdi. Sümerbank  bir resim yarışması düzenlemişti 25. olmuştum! 25 mi demeyin çok büyük bir katılım vardı, okuluma hediyeler gelmişti de tüm sınıfın içinde almaya utanmıştım :)
Neyse gerçekten şanslı bir çocuktum, kültürel faaliyetlerden hiç geri kalmadım.
Çocuklarım da öyle olsun istiyorum umarım sanat'ı seven çocuklar olurlar.
Bugün Ortaköy Afife Jale sahnesindeydik. ''Kırmızı Başlıklı Tavşan ve Şakacı Köstebek'' oyunu vardı. Ben Arda'yı, arkadaşım da oğlu Alper'i aldı. İki anne iki çocuk tiyatro günü yaptık.

Güzel bir oyundu en ön sıradan seyretmek de ayrı bir keyifliydi. Çocukların anlatılan masalın içine nasıl girdikleri gözlerinden belli oluyordu. Oyuncular da çok şirindi hele kırmızı başlıklı tavşanın ses tonu...
Oyunun konusundan kısaca bahsetmek isterim; Kırmızı başlıklı kızdan esinlenilmiş belli ki. Bu sefer kız yok tavşan var, oyunun içinde de bu konudan bahsediliyor zaten
-Kırmızı başlıklı tavşan olur mu hiç? O kırmızı başlıklı kıız olucaktı diye.
Tatlıköy diye bir köy var, bu köyde hayvanlar pasta, çörek, şekerleme yapıp kasabadaki insanlara satıyorlar, fakat bir gün tarifleri çalınıyor . Hepsi birlik olup tarifleri kimin çaldığını bulmaya çalışıyorlar. Kırmızı başlıklı tavşanın bir büyükannesi var ormanda tek başına yaşıyor, tavşan büyükannesinin pastadan evini ziyarete her gittiğinde büyükannesi ona ''Kırmızı Başlıklı Kız'' masalını anlatıyor tavşan da bu masalı çok sevdiği için kendisini ona benzetmiş. Büyükanne bilge bir kişilik olmalı ki tarifleri kimin çaldığını onun yönlendirmeleriyle buluyorlar. Tarifleri çalan da ormanın sakinlerinden birisi ama kim olduğunu söylemeyeyim.

 Onu yakaladıklarında
-Neden çaldın tariflerimizi?
-Beni sevmediğinizi düşündüm.
-Biz seni çok seviyoruz, neden böyle düşündün? Bi daha yapmayacağına söz verirsen seni affederiz
-Tamam, söz bir daha yapmayacağım.
Lay lay lomm
Bu kısmı bana biraz vasat geldi, hangi köyde hangi kentte bu kadar çabuk bağışlıyoruz ki kötülük yapan birini? Aslında orada o hayvanı bir iki evirip çevirmek lazımdı amaaa :) Şaka bir tarafa, güzel bir oyundu, müzikleri, oyuncuları hepsi uyum içindeydi. Keşke ilgi de çok olsa bu tür kültürel etkinliklere. Seyicilerin bir kısmı da Çocuk Esirgeme Kurumu'ndan gelen çocuklardı. Onların adına çok mutlu oldum, iyi ki kurum onları bu tür etkinliklerden mahrum bırakmıyor. Hepsinin gözlerinde bir ışıltı vardı, belli ki keyif almışlar orada olmaktan.
Oyun bitiminde, oyuncular sahneden inip çocuklarla merhabalaştılar, fotoğraf çektirdiler. Ben de hemen bir fırsatını bulup çektim bir iki poz.

Bu karakter Eşek Süslü :)

Arda'ya merhaba diyen büyükanne, diğeri ise şapkasından anlaşılacağı gibi kırmızı başlıklı tavşan.

Ortaköy Afife Jale Sahnesi Gişe :0212 236 10 27

17 Ocak 2011 Pazartesi

Pastamız bir şahane...

Haftalardır heyecanla beklediğimiz gün geldi de geçti bile. Bilgisayar başına geçip yazmak istedim ama evde bir dolu iş beni beklediğinden bu mümkün olmadı.
Arda'nın doğum günü partisini pazar günü yaptık, heyecanı haftalar önceden vardı dedim ya cumartesi günü Arda için en heyecanlı günüydü sanırım çünkü pastasını almaya gidecektik. Saat 21:00 gibi almaya gideceğimiz için Arda'ya gün geçmek bilmedi. Saati geldiğinde arabamıza maaile atladık ve yollara düştük. Pastamızı alacağımız yer karşıdaydı, yarım saat sonra Deniz'in Mutfağı'ndaydık. Kapıyı şahane pastamızı yapan tatlı kadın, kucağında bir tane bebek ve yanında bebeğin ablasıyla açtılar. Şaşırdım tabiki
-İki çocukla bu iş nasıl oluyor. dedim
-İki değil üç çocuk demez mi?!
-Üç mü? Maşallah harikasınız.
Ben pastamızı kapıdan alırız diye hayal ediyordum ama Arda'yı da görünce bizi içeriye pastamızın yanına davet ettiler. Girdik içeriye.

Arda pastasıyla karşılaştığında sanırım bir kaç saniye ağzı açık seyretti. Sonra sağını solunu inceledi. Pastacı teyzesi neler yaptığını anlattıkça bizimki daha da bir mest oldu tabi.
Bu arada sadece Arda değildi ağzı açık kalan ben de çok beğenmiştim. Ayak üstü sohbetten sonra artık pastamızı alıp çıkmaya hazırlanıyorduk ki . Arda'ya bir de arkadaşlarına dağıtması için kurabiye verdiler.
-Aklın kalmasın diye sana üzerinde Transformers resimler olan kurabiler yaptım.(Aslında biz arabalı mı yoksa Transformers'lı mı yapsak karar  verememiştik.)
Bu ince düşünce bizi çok mutlu etti.
Deniz'in Mutfağında hizmet sınırsız, eşi de sağolsun arabaya kadar pastamızı taşıyarak bize yardım etti.
Yola koyulduk ama pastamızın başına bir şey gelir mi diye karşıya geçene kadar meraklandık durduk. Hepimizin aklı bagajda duran pastadaydı sanırım.
Eve gelince bu boyutta bir pastayı nasıl dolaba koymalı diye evirdim çevirdim, sonunda kutusunu söküp, iki de raf çıkarttıktan sonra pastayı kazasız belasız buzdolabına koyabildim.
Geldik pazar gününe...
Sabah uyandık, hazırlandık, çıktık. Yağmur yağıyordu şansımıza. Pastamız, arabaya ulaşana kadar yağmur damlalarından nasibini aldı ama Allahtan birşey olmadan parti mekanımıza ulaştık.
Bundan sonra Arda ve arkadaşları güzel bir şekilde eğlendiler. Top havuzundan , sinemaya, sinemadan resim çizmeye derken hiç yerlerinde durmadılar. Yemek zamanı da  afiyetle yedikleri yemeklerinin üstüne de şahane pastamız gelince her şey tam süper oldu :) Arda sevinçle mumları üfledi, pastasını kesti. Her bir arkadaşına arabalardan da verdik hapur hupur yediler. Ohh afiyet olsun.
Güzel oğlum, iyi ki doğdun. Hayatın Deniz'in Mutfağı'ndaki pastalar kadar renkli ve tatlı geçsin.

14 Ocak 2011 Cuma

Sevdiğim sayııı altıı!

Arda'nın doğum günü hafta içine denk geldiği için bu güne özel bir şey düşünmedik. Okulda arkadaşları onun için resimler yaparlar, öğretmeni de minik bir hatıra verir mutlaka. Asıl partimiz pazar günü olacak.
Arda haftalardır ben okulda arkadaşlarıma bir şeyler vermek istiyorum diyordu. Verilebilecek en güzel şey de kurabiye olur dedik. Benim üniversiteden bir arkadaşım var, İpek. Çok güzel kurabiyeler ve pastalar yapıyor.
 Balıkesir'de yaşıyor bu işe yeni başladı. Butik bir pastane açıyor, bu aralar onun heyecanını yaşıyor kendisi. Ben çok iyi yerlere geleceğine inanıyorum. Siparişler yağsın dükkanına inşallah. :)
 İpek'ten Arda için kurabiye yapmasını istedik, Arda'nın nasıl bir kurabiye istediğine karar vermesi de uzun sürdü. En sonunda kararı verdi
-Altı (6) şeklinde, renk renk üzerinde Arda yazsın ve kalp olsun. (Sevgi dolu çocuk)
İpek kurabiyeleri dün gönderdi, çok güzel olmuşlar. Kokuları süperdi tarçınlı zencefilli... ııımmm...Yememek için kendimi zor tuttum.
Bugün Arda'nın çantasına yerleştirdik, mutlu mutlu gitti okula.
Arkadaşım, ellerine sağlık. Seninle Arda'nın ve Duru'nun daha nice özel gün kurabiyelerini yaparız inşallah.

İlk göz ağrım

Canım oğlum, bugün 6 yaşında.
Ona hamile olduğumu öğrendimde doğum günümdü. Hayatımdaki en güzel hediyeyi işte o gün, 25 mayıs 2004 yılında aldım. Çocuk sahibi olmayı planlamadığımız bir dönemdi ama ben içten içe çok istiyordum bir bebeğim olmasını. İstanbul'a evlenip geldiğimde iş arıyor bulamıyordum, kimseyi tanımıyordum, yol-iz bilmiyordum. Çağdaş sabahtan akşama çalıştığı için evde yapayalnız kalıyordum. Psikolojim bozulmuştu. Annemden babamdan ayrı, farklı bir şehir bambaşka bir ev bambaşka bir yaşam biçimi...
O gün test çubuğuna baktığımda hissettiklerim dün gibi. Çok ağlamıştım, hüngür hüngür ağlamıştım. Annemi özledim o an, annemi o zamana kadar ne kadar üzdüğümü düşünüp üzüldüm... Daha sadece minicik bir noktayken annelik duygularım inanılmaz kabarmıştı. Hemen annemi arayıp haber verdiğimi hatırlıyorum. Ondan özür dilemiştim, onu üzecek her ne yaptıysam hepsi adına tek tek özür dilemiştim ondan. Annem de o halime üzülmüştü.
-Ben anneyim kızım, hiç birini hatırlamıyorum bile, üzme kendini... Sevin, bak sen de anne oluyorsun artık.
Annem hemen babama anlatmış, o da çok sevinmiş.
Annem ve babamın dışındaki herkes bu olaya çok karşı çıktı, aldırmamı söyleyen, yaşımın daha genç olduğunu, ilerde bebek doğurabileceğimi, işe başlayamadan yaptığım çocuğun herşeyime engel olacağını söylediler. Çok üzüldüm, çok ağladım ama bir kere bile karnımdaki minik bebeğimi aldırmak geçmedi aklımdan.
Çağdaş bu bebeğe bakamayacağından korkuyordu en çok, nasıl geçiniriz korkusuyla beni de korkuttu ama gene de kararımı değiştiremedi.
İyi ki de değiştiremedi, iyi ki ben oğlumu, kuzumu, miniğimi ( şimdi duysa kızar -ben minik değilim abiyim- der) doğurmuşum. Benim dünyama ışık, derdime deva, yalnızlığıma bir arkadaş oldu. Onunla büyüdüm, olgunlaştım, anneliği öğrendim.
Kınalı kuzum bugün 6 yaşında. Nice nice güzel, sağlıklı, mutlu, sevdiği ve sevildiği bir hayat diliyorum oğluma.

10 Ocak 2011 Pazartesi

Bir Dolap Kitabı olan çok İyi Cüceler

Geçenlerde Bir Dolap Kitap adlı siteden bahsetmiştim. Onların uzun zamandır planladıkları bir aktivite vardı dün. Okurları arasından şanslı olan (yanlış hatırlamıyorsam 71 kişiydi) kişilere hediye kitap verdiler, bunu da İyi Cüceler adlı şirin mi şirin bir kitabevinde yaptılar. Çekiliş için hazırlıklarını ben sitelerinden takip ediyordum. Yazılarına zaten bayılıyorum, bir de kendilerini göreyim hem de oğlum biraz kitap kokusu alsın diye hiç üşenmedim, Çağdaş'a rica ettim, Avrupa yakasından kalktık gittik. Arabaya park yeri bulamadığımız için Çağdaş bizi dışarıda bekledi.
Arda'yla içeri girerken ilk izlenimim mekanın çok sıcak bir havası olduğuydu. Sol tarafta bir ağaç ev, yanında bir masa dolusu kurdelelenmiş( Banu tarafından) kitap, yanında Banu ve Yıldıray. Sağ tarafta çeşitli kitap ve oyuncakların olduğu vitrin. Ortaya doğru bir sütun, üstünde Banu'nun Moli ve Olaf'ının resimleri. Duvarlardaki raflarda çeşit çeşit kitaplar...
Paltolarımızı askıya astıktan sonra Arda ağaç eve koşturarak girdi, ben de Banu ve Yıldıray'la tanışmak için yanlarında aldım soluğu. Aslında bu tip konularda genellikle çekingenimdir, kendimi tanıttım, heyecanlıydım. O kadar cana yakın bir hoşgeldin oldu ki, heyecan falan kalmadı, iyi ki gelmişim dedim içimden. Onlar da benim kadar heyecanlıydı  kısa da olsa samimi bir sohbet gerçekleştirdik.  Çekiliş torbaları hazır, kitaplar hazır, son kontroller de tamamdı, kura çekmeyi bekliyorlardı.
Bu arada tanışmayı çok arzu ettiğim Blogcu Anne Elif'le de karşılaştık. O da çok samimiydi, çocukları ve eşiyle gelmişti. Deniz kitapları karıştırırken , Derin  de emekleme çalışmalarına devam ediyordu.
 Banu ve Yıldıray kura çekimi başlamadan önce kısa bir  konuşma yaptılar, İlk İsmi Banu çekti ve gerisi de hızlı bir şekilde oldu, bitti. Bize malesef kitap çıkmadı. Ama olsun orada olmak güzeldi. Çıkarken Arda'ya  iki çizim kitabı aldık. Banu ve Yıldıray'a bu güzel günü organize ettikleri için teşekkür ettik ve ayrıldık.
Bu arada sayfalarındaki çekilişle ilgili yazılarında beni de unutmayıp teşekkür etmişler. Beni çok mutlu ettiler. Ben de buradan onlara ve güzel yazılarıyla tanışmamı sağlayan Blogcu Anne'ye çok teşekkür ederim. İyi Cüceler sizi de unutmadım tabi, kitabeviniz çok şirin, her kitaba atladım desem yeridir. Yine de çok karıştıramadım, malum iki çocuklu olunca bazı şeyler zorlaşıyor. Sevgiler hepinize...
Not: Eklenmiş resim onların Facebook sayfasından alınmıştır, izin almadan koydum ama umarım bir yanlış etmemişimdir.

9 Ocak 2011 Pazar

Yetenek bizim evde

Arda şu Yetenek Sizsiniz programını çok seviyor, kaçırmak istemiyor geç vakite uzadığı zaman yatmak zorunda kalıyor, ben onun için programı çekiyorum, okuldan gelince seyrediyor. İyi mi kötü mü tartışamam, komik olduğu kesin. Bizimki de bu programı seyrettikçe evde değişik yetenekler sergiliyor. Danslar, şarkılar, kendince uydurulmuş hareketler. En komiğini bugün yaptı.
_''Anne, baba bakın şimdi. Elime 5 tane fındık aldım, bir yandan ağzıma atıcam bir yandan da şu gördüğünüz balonu kafamda saydırıcam.''
_''Hahaha hadi bakalım.'' (yaratıcılık süper, daha önce hiç böylesini görmemiştik! :P)
Başladı yapmaya, arada bir balonu kaçırıyor ama hala devam ediyor. Babası
_''Şimdi balonu saydırırken  pijamanı çıkar bakiim.''
Bizimki
_''Tamam''
Ortada dönüp duran bir tip.
Akşam akşam güldürdü bizi.
Oyumuzu verdik. Evet evet evet :)

8 Ocak 2011 Cumartesi

Sebzeli bebiş köftesi

Bizim minik, sebzelerle arayı hala düzeltemedi, bir türlü yemek yeme işini oturtamadık. Tecrübesiz bir anneyken çok daha kolay olmuştu. Arda'yı yeri geldi aç bıraktım, kilo verdi falan ama sonra yemeklerini çok güzel yedi. Bu sefer 3 aydır resmen sabrımı deniyor minik tırtıl. Sebzeyi her türlü sunum şekliyle önüne koydum. Zamanla alışacak biliyorum ama benim yemek hazırlama şevkimi kırmasa çok süper olacak.
Ben dün bir köfte yaptım, önüne koydum. Biraz mıncıkladı, biraz yedi. Güzel oldu ben beğendim. Sebze yedirmeye bir alternatif.

Sebzeli bebiş köftesi
İstenilen miktarda ince çekilmiş kıyma
kereviz(1/4)
patates(1/4)
havuç(1/4)
pazı(bir yaprak)
brokoli (2 küçük parça)
dereotu (1 tutam)
maydonoz(1 tutam)
galeta unu (isteğe bağlı miktar)
sarımsak(1 diş)
zeytinyağı
bir kaç damla su
(sebzeler değişebilir)


Yapılışı :
Sebzeleri haşlayın, dereotu, maydonoz, sarımsak  ekleyin blendırdan geçirin.  Soğuyunca kıymayı ekleyin, Zeytinyağı, galeta unu, bir kaç damla suyu ilave edip yoğurun. Yumuşak bir kıvam elde edince yuvarlak şekiller verin. Önlü arkalı kızartın, yakmamaya dikkat edin.

6 Ocak 2011 Perşembe

BİR ANNE, İKİ ÇOCUK: minik tırtıl'ın maceraları

BİR ANNE, İKİ ÇOCUK: minik tırtıl'ın maceraları: "Bizim minik tırtıl hızla büyümeye devam ediyor. Her gün yeni bir şeyler çıkarıyor. Bir kaç gündür ayağa kalkma işini hızlandırdı. Hadi iyi g..."

Minik tırtıl'ın maceraları

Bizim minik tırtıl hızla büyümeye devam ediyor. Her gün yeni bir şeyler çıkarıyor. Bir kaç gündür ayağa kalkma işini hızlandırdı. Hadi iyi güzel de uyuma işine gelince olmuyor. Ben yatağına koyup odadan çıkıyorum. Bir kaç mırıltı, ıkıntı sesi ve hoop bizim tırtıl ayakta.
_''N'apıyosun sen bakiim?''
Kocamaan bir gülücükle cevap veriyor.
Bayıldı bu işe yani. Bulduğu her köşeden tutunup hop zıplaa :)
Minnak tırtıl seniii :)

Kendi başına bir şeyler yemek büyük keyif veriyor ona. En çok da bisküvi ve ekmek. Yani rahat tutabileceği şeyler. Aslında muhallebi de koysam onu da yer bu. Ellerini daldıra daldıraa:) Bugün köfte koyucam önüne , bakalım n'apıcak?

Yakın zamana kadar, emeklemesi sürünme şeklindeydi  şimdi dizlerinin üstünde emeklemeye başladı, yorulunca kendini salıveriyor o ayrı. Bu miniğin abisi de böyleydi. Tam bir komando edasında sürünürdü, görenler şaşırırdı. O kollarla kendini bir çekerdi şaşardınız.

OOff asıl konu şu hastalığın yakamıza yapışması... Tam iyileşti derken o hain öksürük ve burun akıntısı geri geldi. Yemek yemesi düzelmişti, şimdi gene iştahsız. Beni emmek istiyor ama kaynak eskisi gibi gürül gürül değil malesef. Bu ay sadece 40 gr. almış. Bu demek oluyor ki minik tırtıl beslenememiş. E bir şey yemezse olacağı budur. Son çare meme vermeden aç bırakmak gibi görünüyor. Şu hastalık bir geçsin, bu işin çaresine bir bakmalı.

Oyun parkı tekrar evin baş köşesine kuruldu. Eskiden koyduğun yerde duran tırtılı artık tut tutabilirsen. Yere koyduğun anda ilk gittiği yer dvd-tv-play station 'ın durduğu bölüm. Yakalamak zor, hemen el atıveriyor. Kafasına bir şey düşürecek diye korkuyorum. En sonunda açtım oyun parkını, ağlasa da sızlasa da işim varken içinde duruyor.

Abisinin oyuncakları daha mı eğlenceli? Kendininkilerle ilgilenmiyor, abisinin elindekilere göz dikiyor minik cadı tırtıl. işimiz var bizim bununla.

Abisi bazen
_''Anneee, kulağımı çekti, saçımı didikledi, cırmaladı benii!'' diye şikayet ediyor. Ne desem bilmem ki.
_'' Sokma çocuğum kafanı kardeşinin dibine, o anlamaz zarar verebilir.''
_'' Hani her şeyi anlıyorduuu?''
Hıh hadi bakalım çık işin içinden.

4 Ocak 2011 Salı

BİR ANNE, İKİ ÇOCUK: Bir pazar sabahı hayali

BİR ANNE, İKİ ÇOCUK: Bir pazar sabahı hayali: "Pazar günü evde ailecek kahvaltı yaparken konu ileride nasıl bir yaşantı süreceğimize geldi. Ben; _''Büyüyorlar, yakın zamanda -anne, ..."

Bir pazar sabahı hayali

Pazar günü evde ailecek kahvaltı yaparken konu ileride nasıl bir yaşantı süreceğimize geldi.
 Ben;
_''Büyüyorlar, yakın zamanda -anne, baba ben arkadaşlarımla kahvaltıya-sinemaya-gezmeye,vs. dışarı gidiyorum-  diyecekler.'' o zaman başbaşa kalacağız işte.Haftanın en azından bir gününü ailemize ayırmalıyız, mesela pazar günleri kimseye söz vermek olmasın, başbaşa geçirelim , en azından kahvaltımızı uzuun bir şekilde masamızda sohbet ederek yapalım.Kendilerine özel hayatları olacak o zaman bile şu pazar kahvaltıları olsa ne güzel olur.''
Çağdaş;
_''Sabah erkenden olmasın ama, ben bütün gece play station 9 falan oynamış ve geç yatmış olurum sabah erken kahvaltı istemem.''
_''Vay be! play station 9 ha? O zamana Play Station, Comodor 64 gibi kalabilir.''
_''Belki o zaman tamamen vücut hareketleriyle kumanda edilen oyunlar çıkar, işte o zaman yaşlı olduğum için yapamayabilirim, ben de çıkarırım Play Station'ı -ah ah bizim zamanımızda böyle oynardık işte- diye anlatıır dururum.
Yani şu duygusal hayalimin içine bile soktu ya Play Station denen şeyi, ben daha ne diyim!
Bu arada Arda yanında birini de getirebilirmiş kahvaltıya duyurulur :Pp

1 Ocak 2011 Cumartesi

Yaşasın yeni bir yıl geldi

Yılın ilk günü için de birşeyler yazmak istedim. Dün gece planlarımızda değişiklik oldu. Yemek yedikten sonra Arda'nın okul arkadaşının evine gittik, çok uzağa değil karşı apartmana. Davet ettiler , Arda çok mutlu oldu tabi bu duruma. Bizimle çılgın parti yerine Tuna'yla çıldırdı :)
12 olunca sarıldık , öpüştük. Çocuklar dans ettiler, evin altını üstüne getirdikten sonra hala rahatlamadıkları için, ayrılmanın vakti geldiğini düşünüp saat 1'e doğru evimize geldik. Mışıltımız gelmiş. Hemen uyuduk. 12 'de -anne baba yalnız- saati malesef gerçekleşemedi.

Bu arada bizim minik tırtıl, emekleme hızını ikiye katlamış durumda, ayrıca bay bay yapıyor, alkış yap kızım deyince alkışlıyor. Bu alkış kısmı abisinin konserinden sonra çıktı, orada 1 saat alkış duyup görünce öğrenmiş. Alkııış deyince hemen pozisyon alıyor. Bir de tutunup kalkmaya başladı. Bunları yazıyorum ki sonra ne zamandı diye düşünmeyeyim.