26 Ocak 2012 Perşembe

Pamuk ipliğinde hayatlar

İnsanlık nereye gidiyor kardeşim! nidaları atasım yok, canım çok sıkkın... Bu ülkede pamuk ipliğinde hayatlar yaşanıyor...Dün akşam benim başıma hiç gelmez diyeceğim bir olay yaşadım, şoku hala üzerimden atmış değilim.
Taraftar olmak nedir? Sempati duyduğunuz bir takımı, grubu, partiyi desteklemektir yani ben böyle biliyorum en azından. Aynı renklere sahip atkıları, şapkaları takıp gidersin takımının maçına mesela, alkışlarsın, yuhalarsın, sonra da çıkarsın stadyumdan efendice nereye gideceksen gidersin. Benim anladığım bu. Benim gibi anlamayanlar o kadar çok ki belki de azınlıkta olan benim. Neyse ne işte.
Evimiz Galatasaray stadyumuna çok yakın bir yerde, haliyle kapımıza kadar gelmiş bir ulaşım hizmetini kullanmak hepimizin en doğal hakkı. Metrodan bahsediyorum, aslında çocuklar olduğu için sürekli kullandığım bir ulaşım aracı olmasa da tek başına olduğumda ilk tercihim metro. Şansıma mı diyeyim ya da şanssızlığıma, dün akşam Taksim'den metroya bindim, Sanayi durağına kadar her şey gayet medeniydi. İndim, aktarma yapmak için Seyrantepe peronuna doğru yola çıktım, meğer bu peron GS maç günleri kapalı olurmuş, mecburen indiğim metroya geri binip bir sonraki istasyondan aktarma yaparak seyrantepe metrosuna bindim. yanımda benim gibi iki kadın bir de adam vardı sadece. Seyrantepe durağına yaklaştığımda gördüğüm manzara beni bir an derin düşüncelere sevk etti. Bu bekleyen taraftar kalabalığı arasından nasıl çıkacaktım. Bunu düşünürken araç durdu bir iki saniye sonra kapılar açıldı ve ne olduysa o zaman oldu.Benimle birlikte inmeye çalışanlar ne oldu onu da bilmiyorum. Bir ses duydum, uğultu gibiydi 'İndirmeyiin! yüklenin arkadaşlaarr! Hurraa! ' O kalabalık üzerime doğru yığılmaya başladı, bir kadın denk geldi önüme ben de onu tutmak zorunda kaldım, aklımca onu tutacaktım ki gerilesin ve arkasındaki 100lerce erkek de gerilesin ben de çıkmak istediğim kapıdan çıkabileyim. ( Medeni yerlerde trenden inenlere öncelik verilir, kişiler iner sonra biner gidersin) Kadın dediğim genç kızdı sanıyorum, bana diklendi 'Çekilmiyorum lan , n'apacan? dedi bana evet bir genç kızdan bunları duymak şaşırtıcıydı belki de değildi, kolumu tuttu arkasındakilerden de güç aldı beni ittirdi sonra da yüzüme okkalı bir tokat savurdu (ben tokat sandım ama hala kafam ağrıdığına göre belki de yumruktu. Çevremizdeki kalabalıktan 'vur vur vur' sesleri yükselmeye başladığında ben hala insanların arasından onları yararak çıkmaya çalışıyordum, gözyaşlarımı da tutamıyordum. Gözyaşlarım acımdan değil, bu olayı yaşamamın verdiği utançtandı. Taraftarı olduğum takımdan utandım; böyle medeniyetsiz insanları barındırdığı için, kadınlığımdan utandım; bana erkekvari bir şekilde saldıranın kadın olduğundan...İnsanlıktan utandım; bu olay olurken bastırmak yerine daha da alevlendirmeye çalışanlar olduğu için...Ağlayarak ilerlerken bana bakanları umursamıyordum bile, bir güvenlik görevlisine olanları anlattım beni dinledi, dinledi, dinledi... işine devam etti. Ben de yüzüme aldığım darbeyle, yanaklarım ıslak bir şekilde oradan uzaklaştım.
Bu sabah ilk iş İstanbul Ulaşım'ı aradım ve durumu anlattım. Stadyumun istasyonunda yaşadığım olay ne ilk ne de son olacak, lütfen inen yolculara öncelik tanıyacak bir uygulama yapın ki kimse mağdur olmasın... Ben oradan çıkamayabilirdim de. dedim. İlgileneceklerini söylediler..
Sizce ilgilenecekler mi? :(

2 Ocak 2012 Pazartesi

yazmalı mı yazmamalı mı?

Yazmalı mı? Yazmamalı mı? Buralarda olmalı mı? Olmamalı mı? Herkesin söyleyeceği, ahkam keseceği o kadar şey var ki, bazen sadece susmak, durmak, beklemek istiyorum.
Ev içinde, çevresinde söyleyemediği cümleleri çuvalında biriktirip tanımadığı insanlara bir bir çıkartmayı marifet sanan, bu sözcükleri sarfettiğinde sanırım orgazm olmuş gibi rahatlayanlar var.
Bu yıl benden uzak durun arkadaş! Benim buralarda olma sebebim sadece stres atmak, severek takip ettiğim insanlarla güzel sohbetler yapmak. Başka da derdim, tasam yok.
Yeni yılda kalbinizde ne besliyorsanız sizin olsun...

26 Nisan 2011 Salı

Bir daha kapanır mı?

O kadar soğudum ki yazı yazma işinden, blogların açıldığı haberi gelince hiç sevinemedim. Umarım bundan sonra kapanmaz ne diyim.

25 Mart 2011 Cuma

Şu ''Hadi''leme işine ne diyorsunuz?

''Çocuğumu büyütürken ona hiç ''hadi'' demedim diyen anneler varsa el kaldırsınlar, o elleri öpeceğim, çünkü ben bunu başaramamış bir anneyim. Günde hiç değilse 30 kere ''hadi'' derken buluyorum kendimi. Hatta bazen ''hadi oğlum, hadi yavrum, hadi birtanem, hadi bak sinirlenmeye başlıyorum'' gibi cümle sıralamalarını arka arkaya o kadar çok söylüyorum ki bir anlamı bile olmuyor. Düşünülmeden ağızdan çıkan bir iki ses şeklinde kalıyorlar. Nasıl tanıdık geldi mi? Gelmez mi dediğinizi duyar gibiyim.  Peki nedir bizi bu kadar ''hadi'' leten? Bir cevabı varsa beraber arayalım mı ne dersiniz?

Bu gün Blogcu Anne ''Bazı sabahlar Deniz'e ''hadi'' demekten midem bulanıyor’’ diye yazdığında aklıma bu konuyla ilgili bir kitap olduğu geldi. Bir kaç sene önce annem gazetede tanıtımını okumuş ve bana da okumamı önermişti.  -Bak, çocuklarınıza ''hadi'' kelimesini kullanmayın diyor. demişti. Ben de beni nelerin beklediğinden  habersiz -Aman anne ya boşver, ben zaten o kelimeyi kullanmıyorum ki deyip annemin ağzına lafı tıkamıştım. Şimdi keşke okusaymışım diyorum, ''hadi''leme okyanusuna düşmeden önce belki de işime yarayabilirdi.

Kitabın adı: Unutkan erkekler ''Hadi''leyen anneler. Sanırım ismi nedeniyle aklımda kalmış. Blogcu Anne bu konuyu yazar mısın dediğinde yarım yamalak yazmak istemediğim için kitabı satın aldım. Konusu ''hadi'' lerden ibaret değil, bu konu çok küçük bir kısmını oluşturuyor diyebiliriz. Size kitabın bu bölümünü aktarmak istiyorum.

Efendim, yazarımız Fatma Torun Reid der ki;

Yetişkinlerin tüm davranışlarında, çocukluk yıllarının izlerine rastlamak mümkün. Bu günün işini yarına bırakan erkeklerin geçmişinde de ''hadi''leyen anneler var.
Sadece erkek çocuklar için değil, kız çocuklar için de bu sözcüğün olumsuz etkisi söz konusu. Çocuklara çok sık ''hadi'' sözcüğü kullanıldığında , ileride ya telaşlı, her an için treni , vapuru kaçıracakmış gibi koşturan, aceleci yetişkinler ya da bu günün işini yarına bırakan ''unutkan büyükler''  oluyorlar. Tembellik ya da sorumsuzluk diye adlandırılan bir çok davranışın arkasında belki de bu var...
Yeni kuşak erkeği , karısına ev işlerinde yardımcı olma gayretinde. Bazı evlerde ise kadınlar hala eşlerinin oraya buraya bıraktığı giysileri toplamaktan şikayetçi. Alışkanlıkların değişmesi kolay değil. Eğer geçmişte arkadan toplayan bir anne olmuşsa, ‘’ erkek çocuktur’’ diye ev içi sorumlulukları gözardı edilmişse, baba örneği her şeyi ayağına bekleyen biri olmuşsa, o zaman çocuğun büyüyüp evlendiğinde , eşinden aynı şeyleri beklemesine şaşmamak lazım. Yine de bütün mesele burada bitmiyor. Yeni ve farklı alışkanlıklar geliştirmemiz münkün ve de gerekli. İyi niyetli ve gayreti baltalayan eski alışkanlıklarımızdan daha önemlisi ise, biraz önce söz ettiğim iç dünyamızın direnişi. Bunu anlamak için yine çocukluk yıllarımıza dönüyoruz...
‘’ Hadi’’ sözcüğünün adeta ‘’ karşı koy’’ anlamında bir etkisi var. Açık açık ‘’yapmak istemiyorum’’ diyemeyen çocuk, uyumlu gibi gözüküp yapılması gerekeni unutur, erteler ve ya tam tersini yapar. Tabi bilerek, programlayarak değil, bu bir pasif dirençtir. İç dünyasının kazancı, hükmedilmeyi önlemek, kontrolü elde tutmak; duygu içeriği ise endişe ve öfkedir.
‘’ Hadi’’ leyen annelerin ortak yönü, sabırsız ve mükemmelliyetçi olmalarıdır. Pasif direnişin günlük hayatımızdaki en yaygın örnekleri ise, on dakikalık kahvaltıyı bir saate uzatan minikler, bir türlü okul servisine yetişemeyen çocuklar, iş yerinde istenilen bir şeyi mutlak bir şekilde değişik uygulayanlar, eşinin siparişini sürekli unutan büyükler...
Çocukluğun bu gizli savunması, baskıya karşı tepki, ileriki yaşlarda da insan ilişkilerinde tekrar tekrar geliyor. Belki de en çok erkeğin dünyasında eleştiren, titizlenen, ‘’hadi’’leyen eşlerle olan ilişkide...
EŞLERE ÖNERİLER
·         Evde herkesin nefes aldığı bir yer olsun. Özgürce, gönlünce kullanabileceği bir oda, bir köşe... Unutmayın ki o ev ikinize ait.
·         Karşı tarafa seçme hakkı, reddetme özgürlüğü tanıyın. ‘’Hayır’’ da meşru bir cevap olabilir.
·         Sürekli yapılması gerekeni hatırlatma yerine, yapılmış olanları görün. Eleştiride değil takdir de cömert olun.
·         Zevkler ortak olmayabilir. Israrcı olmayın. Her şeyi birlikte yapmak zorunda değilsiniz.
·         Sürekli talep eden ve talep bekleyen bir kişi olmayın.
·         Eşinizin hatırlatmasını beklemeden size düşeni yapın. Unutmayın evlilik ortak bir paylaşımdır.
·         Huzurlu bir ortam, mükemmel bir ortamdan daha sağlıklıdır.

ANNELERE ÖNERİLER
·         ‘’Hadi’’ sözcüğünü azaltın.
·         ‘’Hadi’’ sözcüğü karşı koymayı, ‘’yapma’’ sözcüğü direniş kadar hareketliliği getirir. Çocuğunuza yapma demek yerine ne yapabileceğini söyleyin.
·         Açıklamalarınızı kısa ve sade biçimde yapın. Israr ve ikna gayretiniz uzarsa, çocuğunuz karşı koymanın, ilgi çekmenin ve size hükmetmenin yollarını öğrenir.
·         Bırakın arada bir çocuğunuz, hırkasını giymediği için üşümeyi, yemeğini yemediği için acıkmayı, okula geç kalırsa sorun çıkabileceğini fark etsin. Sorumluluk ancak sebep-sonuç ilişkisini görme fırsatı olursa gelişir. Sebepsiz yere kurtarıcı olmayın.
·         Bırakın bazı şeyler eksik olsun, unutmayın ki huzurlu ortam, mükemmel ortamdan daha sağlıklıdır.
İşte böylee.

Erkek anneleri, biz bu kadar ‘’hadi’’ derken aslında gelinlere baştan bir kötülük mü yapıyoruz ne? Benim kayınvalidem kesin çok ‘’hadi’’lemiş. Şaka bir yana, ben bu günden itibaren ‘’hadi’’ kelimesine bir sınır getirmeye karar verdim. Hatta mümkünse bu ‘’hadi’’ yi yutuyorum ve çıkarmamak için direniyorum.Zor olacak ama denemek istiyorum. Siz de bana katılır mısınız? Bir hafta boyunca deneyelim bir şeyler değişiyor mu görelim...
               


23 Mart 2011 Çarşamba

Canım Blogum

Aman yarabbim yaaa! Nasıl özlemişim, ben bu kadar kısa sürede bu kadar bağlanacağımı asla tahmin etmezdim. Meğer blogumu ne çok severmişim. Teknolojik Anne sağolsun, derdime derman oldu. Sağolasın varolasın İrem.  Ammmannn şıkıdık şıkıdık oynayasım var , hoppidi hoppidi zıplayasım var a dostlar. Tıkır tıkır yazmayı ne çok özlemişim. Ohhh. ohhh ohh :))

1 Mart 2011 Salı

Blog bulma(ma)cası

Ya neden bir ülkede her şey yasaklarla halledilmeye çalışılır. Çıldırılası bir durumla baş başayız. İstediğiniz kadar yasaklayın kardeşim, elbet bir yolu bulunur. Size de bir yol görünse de gitseniz artık!!!

25 Şubat 2011 Cuma

Yeni blog heyecanı...

Merhaba dostlarım,
Beni tanıyanlar biliyorlar ama tanımayanlar için buradan da açıklamak istedim. Yeni bir blog açtım. Konusu Yaratıcı Drama olacak. Ben tesadüfen oğlumun okulunda bir derse katılarak keşfettim ve çok istekli bir şekilde devam ediyorum. Kursumda gördüklerimi, duyduklarımı, aklımda kalanları da bu blog aracılığıyla paylaşmaya karar verdim. Eğer merak ederseniz tıklayın.
Lilypie Kids Birthday tickers
Lilypie Second Birthday tickers